fbpx
  • Keşif Yolculuğu: Kendinle Randevuya Çıkmaya Hazır mısın?

    Hayallerimize giden cevapları hep dışarıda ararız. Doğru insanlar, doğru olaylar ve bir sürü tesadüfler… Kendimizi, gücümüzü keşfetmek aklımıza dahi gelmez. Aslında çok uzun zamandır aradığımız doğrular, ne uzaktadır ne de bizden dışarıda bir yerde. Tam içimizde, şu andadır. Bugün kendimizi tanıma yolculuğuna çıkacağız. Şu anda olduğumuzu düşündüğümüz kişiyi bir kenara bırakacak, kendimize olmak istediğimiz insan gözüyle bakıp keşfedeceğiz içimizde neler gizlendiğini. Ve bunu kendimizle randevuya çıkarak yapacağız. Evet basbayağı randevu. Ben buna kendimi kahve içmeye götürmek diyorum. Kendimle barışarak, anlaşarak içtiğim bu bir fincan kahveyle ben, kalıplaşmış düşüncelerimin üzerini çizerek, hayatla ve kim olduğumla ilgili yeni şeyler öğreniyorum. Bunu yaparak kendimize ”ben senin varlığını önemsiyorum” diyoruz aslında. O anki hislerimizi ve isteklerimizi umursayıp…

  • Sizinle Birlikte Bir İçerik Hazırladık: 5 Yıl Önceki Halimize Dönebilseydik Ona Ne Söylemek İsterdik?

    Selam KİK ailesi! Hatırlarsanız size “Beş yıl önceki halinize dönebilseydiniz, ona ne söylemek isterdiniz?” diye sormuştuk. Tüm cevaplarınız için çok teşekkür ederiz, ilham oldunuz! Kendinize yazdığınız mektupları aşağıya bırakıyoruz. İsterseniz öncesinde benim kendi beş sene önceki halime söyleyeceklerime bir göz atabilirsiniz! Sizden gelenler… “En büyük korkun da engelin de sensin!” Ben, 5 yıl önceki ben’e şunları söylemek isterdim: “Cesur ol, kimseden hiçbir şeyden asla korkma. İçinden geldiği gibi, akışta kalarak, anın tadını çıkararak keyif almaya bak… Daha çok gez, hayatına daha çok güzellik sok, kimseden çekinme. Unutma; en büyük korkun da engelin de kendinsin. Kendi kişisel gelişimin ve tekamülün için çabala. Deneyimlerden ve risk almaktan korkma, zira hayat alınabilir risklerle…

  • Duygu Bulaşıcılığı: Ya Mutluluğun Bulaşıcı Olduğu İspatlanmışsa?

    Biraz mutluluk bulaştırmaya ne dersiniz? Mutluluk bulaşır mı? Duygular bir insandan başka bir insana geçer mi? Mutsuzluk salgın bir hastalık gibi dünyayı sarar mı? Bakalım bu soruların cevabını bulabilcek miyiz? Değerli bilim insanları duyguları ve duyguların insanlar arasındaki etkilerini etraflıca aratırmışlar. Özellikle Prof. Paul Ekman, insan duyguları ve bunların yüz ifadeleri üstündeki etkileriyle ilgili yaptığı çalışmalarıyla öncü olan bir psikolog ve dünyanın çeşitli ülkelerinde binlerce insanın yüz ifadelerini incelemiş. Dünya’nın neresinden olursa olsun insanlarda; mutluluk, heyecan, neşe, kızgınlık, korku, üzüntü, iğrenme ve şaşırma duygularının aynı mimiklerle ifade edildiğini gözlemlenmiş ve çok etkileyici bir sonuç daha elde edilmiş. Yapılan araştırmaların sonucu gerçekten çok şaşırtıcı; grup içerisinde tek bir negatif duygu (olumsuz…

  • En İyi Versiyonun Ol!

    “Kilo vermek istiyorum ama irademi kontrol edemiyorum.” “Sporu alışkanlık haline getirmek istiyorum ama karpuzumu devirip yatıyorum.” “Hayalimdeki işi yapmak istiyorum ama ailemin tepkisinden çekiniyorum.” “Yurtdışında yaşamak istiyorum ama korkudan harekete geçemiyorum.” “Daha az uyumak istiyorum ama yastığı görünce dayanamıyorum.” Tanıdık geldi mi? Bu cümlelerden en az ikisi hayatını yönetiyorsa şöyle bir durup düşünmeli, ne dersin? Olmak istediğin yer bulunduğun noktadan ne kadar uzak? Görülür bir mesafede mi en azından? Hayatın hayallerindeki gibi olmayabilir, kastettiğim bu değil. Herkesin düşler ardından koşması gerekir, elbette. Fakat olmak istediğin yere ulaşman için kalkan gemiye binip yolda denize atıyorsan kendini, konuşmamız lazım. Kendine hedef koyuyorsun: İdeal kiloma kavuşacağım! İlk iki gün her şey harika; yürüyüşler…

  • İlişkide Yapabileceğin En Güzel Şey

    Üzerine en çok düştüğümüz, geceler boyu konuştuğumuz, en çok kafa patlattığımız yap/boz parçaları: İlişkiler… Birleştirmek için kim bilir kaç şişe şarap içtik? Günlerce mesaiye kaldık erkeklerle uğraşırken. Anlamaya çalıştık, yeri geldi alttan aldık. Bir ileri iki geri yelken açtık. Kuzey güney derken rotamızdan şaştık. Kaç fırtına atlattık, gülüşlerle uyandık. Bolca anı biriktirdik, düşe kalka bugünlere geldik. Diyeceğim o ki; hepimiz aynı günü en az bir kere yaşadık. Hikayenin başından beri doğan güneşten akan suya kadar her şey değişti. İlginçtir; resim bir türlü tamamlanamadı. Neden mi? Kayıp yap/boz parçaları… Pozlar, tripler derken o kadar yanlış yerlere baktık ki kayıp cevapları bulmak için. Ay şöyle mi olsam, böyle mi davransam, ne giysem, kendimi…

  • Sebebiniz Yeterince Güçlüyse Her Şeyi Yapabilirsiniz

    “Ben bunu yapamıyorum” cümlesine -belirli sınırlar içerisinde- pek inanmıyorum. Onun yerine “Bunu yapmak için yeterince sebebim yok” a inanıyorum. Bir şeyleri yapabilme durumumuz şartlara göre değişiyor. “Sabah erken kalkamıyorum” diyen birine çok sevdiği birinin hasta olduğunu, ilacını sabah erkenden almasının hayati önem taşıdığını ve ilacı verebilecek tek kişinin kendisi olduğunu söylediğinizi hayal edin. Ve o kişinin sabah nasıl erkenden kalkabildiğini izleyin… Verdiğim örneğin çok acımasız olduğunu farkındayım, sadece şartlar değiştiğinde insanların sınırlarının da değiştiğini anlatmaya çalışıyorum. Biraz daha yumuşatmak gerekirse, bu kişiye her erken kalktığı gün için 100000 tl vereceğinizi söyleyin. Eğer o paraya sahip olmak için yeterince sebebi varsa sizden bile erken kalkacaktır. Bundan daha önce bahsetmiştim diye hatırlıyorum,…

  • Zihnine Biraz Mola Ver

    “Kafamda kırk tilki dönüyor, kırkının da kuyruğu birbirine değmiyor!” Oldu di mi böyle zamanlarınız? Benim hep oluyor… Bir düşüncenin peşine takılmış giderken bir anda kendimi apayrı bir şey düşünürken bulmak, sayfalarca kitap okuduktan sonra aslında hiçbir şey anlamadığımı fark etmek, gece uyurken dahi beynimde seslerin dolaştığına şahit olmak ve akabinde gelen baş ağrıları benim için uzak şeyler değil. Ne düşündüğümü bile düşünmüşlüğüm vardır benim. Yine bir gün evde tek başıma otururken kafamı toplayamadığım, düşüncelerin içinde kaybolduğum, tilkilerin beynimde bir oraya bir buraya koşuşturduğu anlardan birindeyim, gözüme önümde duran kalem kağıt takıldı. Kağıt “allahın aşkına yaz sen de kurtul ben de kurtulayım” diye gözümün içine bakarken ben de ne yazacağım hakkında…

  • Özgüvenimizi Arttıralım: Gerçekçi Benlik Değerlendirmesi

    Merhaba merhaba merhaba! Özgüven kitabını Kasım Favorileri yazısında uzun uzun anlattığımı hatırlıyorum. (Yazıya gitmek için) Bence kitaptaki en kıymetli kısımlardan biri kitabın okuyucusuna yaptırdığı gerçekçi benlik değerlendirmesiydi. Ne zamandır bu yazıyı yazıp bu değerlendirmeyi anlatmak istiyordum bu sabaha kısmetmiş. Elimden geldiğince referans vererek anlatacağım, elimizin altında küçük bir rehber olarak dursun. İşe yarayacağına eminim çünkü bu değerlendirme kendimize koyduğumuz sıfatlardan, filtrelerden arınıp bambaşka bir gözle yeniden bakmamıza yardımcı oluyor. Dolayısıyla kendimize güvenebilmek de bu değerlendirmeyi sağlıklı yapabilmekten geçiyor. Kalemleri, kağıtları yanına da kahveleri alın gelin, bi şey anlatcam 🙂 Gerçekçi Benlik Değerlendirmesi Özgüven kitabına göre özgüveni düşük insanlar kendilerini net göremezler; zayıf yanlarını abartıp güçlü yanlarını küçülmüş görürler. (s.48) Özgüveni yükseltmek…

  • Hayattan Keyif Alıyoruz: Zihin Egzersizi

    Otomatik viteste yaşıyoruz. Her gün uyanıyoruz. Her gün doğru banyoya gidiyoruz. Oradan üstümüzü değiştirmeye… Sonra her gün kimisi işe, okula… Her gün eve geri geliyoruz ve her gün uyuyoruz. Hayatımız rutinlerimizden oluşuyor. Benim rutinim yok diyen yalan söylüyordur, bir kere her gece uyuyup her sabah uyanıyorsun kardeşim en büyük rutinin bu senin. Her günün birbirine inanılmaz benzemesi sonucunda biz de hayatı otomatiğe aldık. “Sürekli yaptığım şeye ne diye ayrı ayrı farkındalık katayım, ezberledim zaten ben bunu.” diyerekten hepimiz kahvelerimizi aklımız başka yerlerdeyken yudumladık. Eskiden Instagram’da takip ettiğim birisi çok güzel bir şey söylemişti “Kahveni içmeden önce kokusunu içine çekiyorsan hayatın tadını çıkarıyorsun demektir.” Aslında hepimiz aynı şeyin peşindeyiz; hayatın tadını…

  • Yeni Bir Hayat ve Konfor Alanı

    Değişimden oldum olası korkan bir insandım. Hiçbir zaman riski sevemedim, garanticiydim. Saçımı, evimi, hayatımdaki insanları, alışkanlıklarımı, eşyalarımı değiştirmek istemez hatta hepsiyle aramda ciddi duygusal bağlar kurardım. “Aman ha hayatımda hiçbir şey değişmesin, her şey aynı kalsın.” Sonra farkettim ki değişim benim karşı koyabileceğim ya da seçebileceğim bir şey değilmiş. Hayatımızda bir şeyler istesek de istemesek de değişiyor, değişecek. Ya onunla barışırız ya da eski olan her şeyi özleyerek hayatımızı geçiririz. Bu seçime en güzel örnek üniversite mezuniyetimdi sanırım. O kadar güzel bir üniversite hayatı yaşamıştım ki mezun olduktan sonra aklıma ne zaman gelse o günlerin geride kalmasına, o hayatı bir daha yaşayamayacak olmama üzüldüm. Yani tercihimi üzülmekten yana kullandım. Halbuki…