• Bu Cümleleri Kendine Asla Söyleme: Zihnindeki Negatif Sesi Sustur

    Hayatın içinde zihninden geçen düşüncelerin farkında mısın? Her gün, her an neler söylüyorsun kendine? Destekliyor musun kendini, koruyor musun? Yoksa devamlı eleştiriyor, suçluyor ya da yargılıyor musun? Biliyor musun, hayalindeki senin önünde duran tek engel SENSİN! Kendine şefkatle, nazikçe yaklaşmana engel olan iç ses neler söylüyor sana? Dinle bakalım… “Kimse beni sevmiyor.” Eminim çevrende seni seven, varlığına değer veren çok insan vardır. Onlara değil, sana sormak lazım: Sen neden kendini sevmiyorsun? “Elalem ne der?” Bırak şu elalemi allasen. Başkaları yönetmesin hayatını, kır zincirlerini. Ne derlerse desinler, bu SENİN hayatın! “Çirkinim, şişmanım/cılızım.” Yazık biliyor musun… Kısacık hayatta kendine böylesine acımasız davranma, ruhunu soluksuz bırakma… Öyle güzelsin, öyle güzelsin ki… İzin ver…

  • Aşkın En Büyük Kuralı

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken; pireler berber iken… Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar ve masalın girişini yalan yanlış hatırlar iken… Uzak mı uzak bir diyarda çok yakışıklı bir kral ve dünyalar güzeli kraliçesi yaşarmış. Yaşarmış ya, uzun süre bu aşıkların çocukları olmamış. Duaları neden sonra duyulmuş ve yeni doğan prensin haberi herkesi mutluluğa boğmuş. Gökyüzü daha mavi, yıldızlar daha parlakmış artık! Kral ve kraliçe mi? Onlar da mutluymuş, mutluymuş elbet… Çok şükür her şey yolundaymış, doğan prensin yılan olması dışında… Masal bu ya, yıllar boyu gerçeği herkesten saklamışlar. ‘Tek oğlumuz, kıymetlimiz’ deyip gözlerden ırak tutmuşlar. Prens büyümüş, evlilik çağına gelmiş. Dört bir yana haber salmışlar:…

  • Aşk İçin Yaptığın En Büyük Çılgınlık

    “Aptal gibi peşinden gittim..” “Öyle safım ki söylediklerine inandım..” “Soğukta kapısında bekledim, gelmedi..” “Onun için şehir değiştirdim, beni terketti. Gerizekalıyım..” “Ah aptal kafam..” Geçen Ceren bi’ soru sordu: Aşk için yaptığın en büyük çılgınlık? Kitaplarına kadar satıp yollara düşenler, okul değiştirenler, kendilerinden vazgeçenler, hayati kararlar alanlar… Kimisi “pişman değilim” diyor, öteki kendini yerden yere vuruyor. Okurken karmakarışık hisler aktı içime.. Kalkan olup kendine söylediklerinden seni korumak istedim. İçime oturdu kendine ettiğin laflar. Yazmadan duramadım, affet. İnsana kendinden büyük düşman olamıyor dış dünya. En büyük savaş içimizde, tüm kavgamız kendimizle… Merak ediyorum biliyor musun, o kapıyı açsaydı, seni terketmeseydi, sözlerini tutsaydı pişmanlık duyacak mıydın onun için yaptıklarından? O zaman değişecek miydi…

  • Çakralarımızı Nasıl Dengeleriz?

    Vücudunda göremediğin, dokunamadığın bir alanda dönen renkli enerjiler… Tutkularını, hırslarını, korkularını kendinden bile sakladığın enerji düğümleri; çakralar… İnanılmaz çekici, bir o kadar ürkütücü. Hayatımıza, duygularımıza yön verdiklerini düşündükçe tüyleri diken diken oluyor insanın. Aslında günlük hayattaki minik değişikliklerle dengeye geliyor, sağlıklı bir akış kazanıyorlar. Buyursunlar efendim: Hangi çakranıza ne olmuş, ne yapmak lazım? 1. Çakra – Kök Çakra (Muladhara): Varlığın Temeli Renk : Kırmızı Elementi : Toprak Hissiyat: Koku Dünya üzerindeki enerji merkezimiz; ruhumuzun temellendiği, toprağa bağlandığı yer. Savaşma ya da kaçma gibi hayvani güdülerimiz buradan doğar. Muladhara; dünya ile kurduğumuz ilişkiyi ve bedenimizin enerjisini simgeler. Düzensizlik olduğunu nasıl anlarız? Güvensizlik, ait hissedememe Asabiyet, acelecilik, onay ihtiyacı Önyargı, yaşamdan keyif almama Enerji akışını…

  • Röportaj: ODTÜ’yü Nasıl 13 Yılda Bitirdim?

    İlk sorusu şu oluyor: Şey yapacak mısın konuşmaların arasında ‘kahkahalar’ diye yazcak mısın? Yazcam hatta bunu bile yazcam. Başlayalım mı? -Hadi! Hoş geldin Deniz, bize biraz kendinden bahseder misin? -1986 yılında, Ankara’da, Keçiören’de doğdum. İlkokul ve liseyi Mahalle Mektebi’nde okuduktan sonra babam Ali Rıza Efendi (kahkahalar)… Mahallem İncirli benim için çok önemli. 32 yıldır orada yaşıyorum, hiç çıkmadım ama artık çıkmak istiyorum. (gülüyor) Bugün üniversite yıllarını dinlemek için seninleyiz, düşünülenden uzun sürdü galiba biraz. 🙂 -İlkokul, ortaokul ve lise seyrinde devam etti ama üniversite azıcık uzun sürdü. 🙂 Kendini nasıl tanımlarsın? Nasıl bir insansın? -Valla bence iyi bir insanım, biraz saf olduğumu söylerler. Arkadaş ortamında çok gülerim, çok da güldürürüm.…

  • Ruhta Minimalizm: Sosyal Çevrede Sadeleşme

    Basit yaşama sanatı, minimalizm… Son yıllarda hemen her alanda karşımıza çıkıyor. Tüketim çılgınlığı son hızda devam ederken sadeleşelim, arınalım felsefesi ona eşlik ediyor. Bir şekilde dengeye gelmeye çalışıyoruz, ne dersin? Ruhumuzu kutuplara ayıran her neyse onu dengeleyen bir akım doğuveriyor. Doğa uçları sevmiyor anlaşılan. Tüketici olmak bizi acıktırıyor, sadeleşmek dindiriyor. Peki bunu insan ilişkilerinde ne kadar yapabiliyoruz? Ruhumuzdaki fazlalıklardan, iç dünyamızdaki kalabalıktan ne kadar arınabiliyoruz? Sosyal ağımızı ne kadar sadeleştirebiliyoruz? En önemlisi, tüm bunlara ne kadar ihtiyaç duyuyoruz? İnsan ilişkileri çok yorucu olabiliyor zaman zaman. Akışkan, değişken, kuralsız… Kim sana ne kadar yakın? Diğerine kalbini ne kadar açmalısın? Ötekisi gidip geliyor, hayatının neresine koymalısın? Can arkadaşın bir laf etti, ömürlük yük…

  • Abur Cubur Yerken Başladın mı Duramıyorsan Gel: Bu Yazı Senin İçin

    Bir tane bisküvi yiyip “tamam” diyenlerden misin? Yoksa “paketi götürürüm” daha mı tanıdık geliyor sana? Öyle ya da böyle başladın mı sonunu getirmen mi gerekiyor? Biri ikramda bulunulduğunda “şimdi duramam ben, hiç bulaşmayayım” gibi düşünceler mi geçiyor zihninden? Göz açıp kapayıncaya kadar paketin dibini görüyor, sonra da pişman mı oluyorsun?  Aslında bisküviden aldığın ilk lokma ile pakette kalan son parçanın tadı aynı. Daha çok yediğinde daha çok keyif de almıyorsun. Aksine miden doluyor, ağırlaşıyorsun. Üstelik yanlış bir şey yapmış gibi hissediyorsun kendini; suçluluk çökmeye başlıyor ruhuna, sis misali. Peki bu kadar zarar veriyorsa, neden kendini bu döngünün içinde buluyorsun? Bunu kendine neden yapıyorsun?  Tek kelime: Kıtlık… Kıtlık varmış gibi paketteki…

  • Annemin Masalı: Herkes Kendi Renginde Güzel

    Küçükken annem bana hep aynı masalı anlatırdı. İnci diye güzel mi güzel, tatlı mı tatlı bir kız varmış. Sabah erkenden uyanır, etrafı toparlarmış. Neşe içinde elini yüzünü yıkar, annesiyle babasına gülücükler saçarmış. Kahvaltısını ikiletmeden yapar, tabağında lokma bırakmazmış. Öyle tatlı, öyle iyi kalpli bir kızcağızmış ki bu İnci, herkes ona bayılırmış. Bir de akıllıymış ki, sorma gitsin. Derslerine titizlikle çalışır, kitaplarını okur, boş zamanlarında da arkadaşlarına yardım edermiş. İyilik meleği, çalışkan, dürüst, saygılı İnci… Herkesin sevgilisi İnci… Dünyada daha az sevdiğim bir insan yoktu herhalde. İnci’yi dinledikçe kıskanır, o olmadığım için utanırdım kendimden. Suçlu hissederdim, onun kadar mükemmel olamadığım için. İnci’yle uyuduğum gecenin sabahında kendime söz verirdim İnci gibi olmak için.…

  • En Büyük Özgürlüğün: Özgüvenin

    “Şu işe bir gireyim, sonra her şey düzelecek.” “Kollarım daha kaslı olursa beni beğenirler.” “Ah bir evlensek, sonra rahatlayacağım.” “Biraz kilo verebilirsem güzel olacağım.” “Projeyi tamamlayabilirsek başarılı hissedeceğim.” Hayatın ne kadar bağlı birşeylerin olmasına, öyle değil mi? Kızı tavlayabilirsen kendini daha iyi hissedeceksin, kilo verirsen güzel olduğunu düşüneceksin, terfi alırsan işe yaradığını bileceksin… Koşulsuz hissedemiyor muyuz güzel olduğumuzu, sevilmeyi hakettiğimizi ya da değerli görülebileceğimizi? Muhakkak bir şarta bağlı olmalı, öyle mi? Dünyada varolan güzel sıfatların, iyi hissettiren vasıfların bir bedeli olmak zorunda mı? Verdiğim kilolarla mı alıyorum “güzel” etiketini? Ya da özgeçmişime eklediğim prestijli okullarla mı saygınlık basamaklarını adımlıyorum? Emin misin? Ben değilim… İstediğin vücuda sahip olsan da, hayalindeki kariyeri…

  • Lviv’e Gitmek İçin 5 Neden

    Malum dolar aldı başını gitti. Gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi seven bizler de bu durumdan nasiplendik. Sorduk soruşturduk: Ne yapsak, nereye gitsek? Derken Lviv’i bulduk. Fotoğraflarından ve orayla ilgili yazılanlardan çok etkilendik. Nasıl bir yermiş yahu “Ukrayna’nın Paris’i” dedikleri? Biletlerimizi alıp yollara düştük. Dört gün kaldık, bol bol gezdik. Yürüyerek şehri keşfedebileceğiniz ve inanılmaz lezzetleri sağolsun, kolaylıkla kilo alabileceğiniz bir yer. 🙂 Buyursunlar efendim, sizin için Lviv’in en çekici yönlerini yazdım… 🙂 1. Avrupa’nın En Ucuz Turizm Kenti Başlı başına geçerli bir sebep! Gezmeyi seviyorsanız ve bütçeniz kısıtlıysa Lviv en doğru tercihlerin başında olacaktır sizler için. Uçak biletinizi alıp kalacağınız yeri ayarlayıp hop diye gidebiliyorsunuz. Vize yok, ekonomik olarak inanılmaz kısıtlamalar…