fbpx

Bir Dönüşüm Aracı Olarak Öfke ve Öfkenin Geliştirici Gücü

Öfke, hayatımızın içinde belki de günlük rutinimizde ne kadar iç içe olduğumuz bir his, değil mi? Kimi zaman uzun süren sabrımızın taşmasıyla ortaya çıkabilirken, kimi zaman ise peşi sıra eleştirilerimizi sıraladığımız bir dışavurum hâlini alabiliyor.

Öfke neyi ifade eder?

‘Yeter’ dediğimiz anın bir ürününü ya da kendimizi dinletebilmek için başlattığımız bir isyan hâlini, öfke olarak tanımlamamız mümkün.

Fizyolojik bir süreç olan öfkenin, hissetmekle ilgili olduğunu, muhakkak altta yatan teşvik edici bir nedeninin olduğunu biliriz. Aslında öfke alttan alta bir şeylerin yolunda gitmediğini belirtir. Bu bakımdan öfkeyi bir işaret gibi kabul edebiliriz. O halde öfkenin değişim için bir araç olduğunu da düşünebilir miyiz?

İlgini çekebilir: Zihninizin Kontrolünü Ele Alın: Otomatik Pilottan Çıkmak İçin 3 Adım

Bir değişim aracı olarak öfke

Öfke Dansı kitabının yazarı Dr. Harriet Lerner’a göre, kesinlikle evet. “Öfke bizi benliğimiz hakkında daha çok, diğerleri hakkındaysa daha az uzman olmaya yönlendirdiğinde, bir değişim aracı haline gelir.”  Suçlu aramadan, suçlamadan, diğerlerini değiştirme işine girişmeden, kendi doğrularımızı dayatmadan, asıl sorunun tespitine yönelip sorumluluğun kendimizde olduğunu kabul ettiğimizde öfke, ‘yıkıcı’ olmaktan çıkarak ‘yapıcı’ bir hâl alır.

Dışavurum veya salı verme halimizde kırıp dökmeden, hangi ihtiyacımıza cevaben ortaya çıktığını anlamamıza destek veren, tamamen kendi sorumluluğumuzda ‘bastırmaksızın’ yönlendirici bir deneyim sunar. Neden? Çünkü öfke bir enerjidir ve bize ihtiyacımız olan şey için gerekli enerjiyi verir. Bunu doğru kullanmak ise tamamen bizim sorumluluğumuzdadır.

İkna etmiyoruz, sınırlarımızı belirliyoruz

Sorumluluklarımızdan bahsediyorsak eğer, sınırlarımız önemlidir. İlişkilerimizde bizim için kabul edilebilir olanların tespiti âdeta hayati bir hâl alır ve bahsettiğimiz bu sınırlar, evvelinde detaylıca düşünülerek, ölçüp tartılarak çizilir. Benliğimizi oluşturan bu çizgi; ihtiyaçlarımız, değerlerimiz ve önceliklerimizde bir kılavuz olma özelliği taşır.

Sınırlar kitabının yazarları Dr. John Townsend ve Dr. Henry Cloud’a göre, sınırlarımız muğlaksa öfke mevcut konumumuzu netliğe kavuşturmaya ve bunun için sorumluluk almaya davet eder. Çünkü öfke, içerisinde ihtiyacımız olanı barındırır. Bu bizim işimizdir, bir başkasının değil! Dolayısıyla, rahatsız olan biz isek, çözecek olan da yine biz oluruz.

Kilit nokta, kendi konumumuzun haklılığına dair ikna çabası değil; evvelinde üzerinde karar kıldığımız konumumuza ilişkin öfkelendiren durumun hangi ihtiyacımızdan kaynaklandığı ve burada tam olarak değiştirmek istediğimiz şey(ler)in ne olduğudur.

İlgini çekebilir: Kişisel Alanımızı Korumak İçin Sağlıklı Sınırlar Nasıl Konulur?

Gözlemimiz anahtarımızdır

Konumumuza ilişkin değerlendirmelerimizde, benlik sınırlarımızın öncesinde çizilmiş olabilmesi önemlidir. Böylece, ilişkilerimizde öfkemizi tetikleyen nedenler üzerine gözlem yapabiliriz.

Hâlâ konumumuzda belirsizlikler ya da emin olamadığımız durumlar olabilir, o halde gözlemlerimizi derinleştirebiliriz. Öfke ile nasıl başa çıkıyoruz, bu duygu ile neye ulaşmaya çalışıyoruz soruları bizim için çok değerli. İşler kızıştığında geçici olarak kendimizi bir parça dışarı çekmenin ve karşı taraftan daha sonra tekrar görüşmek üzere o anlık bir müsaade istemenin kafamızı toparlayabilmek için hakkımız olduğunu unutmayalım.

Dr. Gabor Mate, öfkenin bilişsel değerinden bahseder, çünkü içerisinde temel bir bilgi ve o bilgiyi oluşturan algıya verilen bir yanıt vardır. “Kendime öfkemi yaşama veya kızgınlığımı tetiklemiş olabilecek şeyi enine boyuna düşünme imkânı verirsem, kimseye zararım dokunmadan muazzam bir güce erişirim” der. Bu gücü ise gözlemleme becerimiz ile kazanabilmemiz mümkün.

İlgini çekebilir: Öz-imge (Self-image) Nedir? 4 Adımda Kendine Olan Bakışını Değiştir!

Öfkenin geliştirici gücü

Öfke ile bahsettiğimiz değişim, eski iletişim modelimizi değerlendirerek doğrudan yeni bir modelin ikamesini mümkün kılar. Yani, çizdiğimiz benlik sınırlarını koruyarak ilişkilerimizde verimli bir etkileşimi teşvik eder. Bu da kendi oluşturduğumuz ve sınırlarını belirlediğimiz değerlerimiz ve ihtiyaçlarımıza ilişkin bir eylem halini zorunlu kılar. Güç işte tam olarak burada oluşur.

Benliğimizde muğlak kalanları kabul edip onları tanımlayarak ve yeniden düzenleyerek, sorunumuzun temelini görüp sorumluluk alarak, yeni seçeneklere yönelerek, gözlemleyerek, tecrübeyle ve belki de en önemlisi olabildiğince yavaşlayarak, sağlıklı bir öfkenin geliştirici gücüne izin verebiliriz.

Sorumluluğumuzu üstlenip bahsettiğimiz modeli uygulamaya koyduğumuzda karşı tepki doğabilir, süreç uzayabilir, işler zorlaşabilir ama bunlar yüksek olasılıklı durumlardır.

Yukarıda bahsettiğimiz tüm unsurları içinde barındıran kapsamlı değerlendirmemizin ardından, başlangıçta küçük adımlarla ama zaman içerisinde değişeceğini kabul edip üzerinde ısrarlı çalışmayı sürdürerek, arada toparlayıcı ve hatırlatıcı küçük molalara izin vererek, sağlıklı öfkemize sahip çıkabilir, değişebilir ve gelişebiliriz.

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler lisans bölümlerinden mezun olan Kübra Türk, politika ve güvenlik konularına ilişkin çalışmalar yürüttü ve bu alanda gelişim gösterdi. Arka planda ise okuduğu kitaplarda, yaptığı araştırmalarda, seyrettiği film ve dizilerde hayata dair anlam arayışı hiç bitmiyordu. 2016 yılı sonunda ikizlerinin doğumu ve 30'lu yaşlarının başlangıcı ile içsel yolcuğuna yöneldi. Farkındalık, potansiyel ve gelişime odaklanarak kendi deyimiyle arayışını ‘derinleştirdi.’ Ebeveynlik deneyiminin katkısıyla esneklik, kabul ve dayanıklılık kavramları hayatının merkezi hâline geldi. Kendini bulma yolculuğuna yoga ve meditasyonu da ekleyerek hayatına devam ediyor. Sinir sistemi, duygusal sağlamlık, mindfulness ve aile danışmanlığı başta olmak üzere birçok eğitim ve semineri tamamlandı, bir kısmına ise hâlen devam ediyor. Hayat boyu öğrenmenin daimî üyesi olmaktan inanılmaz zevk alıyor.