fbpx

Şema Terapi Bakışıyla Yetişkin Halimizden İçimizdeki Çocuğa Yolculuk

Çocukluk çağınızdaki yaşantılarınızın şimdiki ‘siz’ üzerinde etkisi olduğunu düşünüyor musunuz? Pek çok psikoloji kuramı, bireylerin çocukluk çağındaki yaşantılarının yetişkin çağındaki düşüncelerini, duygularını ve kişiliğini etkilediği yönünde hemfikir. Öyle ki, bu varsayımı temel almış “Şema Terapi” isimli bir terapi modeli bile var.

Konunun derinine girmeden önce aşağıdaki cümlelere/düşüncelere bir göz atalım mı?

  • “Hiçbir yere ait değilim.”
  • “Kontrolümü kaybetmekten korkuyorum.”
  • “İnsanlar beni incitebilir.”
  • “Kendimi çoğu zaman dışlanmış ve farklı hissediyorum.”
  • “Beni gerçekten anlayan kimse yok.”
  • “En sonunda yine yalnız kalacağım.”
  • “Her zaman başarılı olmalıyım.”
  • “Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımdan öncelikli görüyorum.”
  • “İnsanların beni kontrol etmesine izin veriyorum.”
  • “Sevilecek bir yanım yok.”
  • “İnsanlar bana zarar verebilir, bu nedenle hep tetikte olmalıyım.”

İlgini çekebilir: İçindeki Kalbi Kırık Çocuk: Onu Duymak İçin Ne Yapabilirsin?

Yukarıdaki cümlelerden bazıları size tanıdık geldi mi? Zaman zaman zihninizden benzer düşüncelerin geçtiğini fark ettiniz mi? Bu düşünceler doğrultusunda hareket etmeye çalışmanın ne kadar yorucu, kaygı artırıcı ve tatmin edilmesi zor bir hedef olduğunu görebiliyor musunuz? İşte bu gibi düşünceler, hayata bakış açımızı belirler. Bu düşünceye öylesine inanırız ki, o düşünceyi doğrulayacak şekilde davranışlarımızı ortaya koyar ve bu inanışa sıkı sıkıya sarılırız. Ancak bu düşüncenin ne kadar gerçek olduğunu sorgulamak aklımıza bile gelmez. Bu düşüncelere bir de Şema Terapi bakış açısından bakalım mı?

Şemalar; çocuklukta yaşadığımız anların, deneyimlerin, yaşantıların etkisiyle gelişen ve sonraki yıllarla pekişen belli bir konuya ait kalıplaşmış düşüncelerdir. Şemalar teoride çok işe yarar ve günlük yaşantımızı kolaylaştırır. Ancak bazı şemaların içeriği gerçekten çarpıtılmıştır ve kişinin yetişkin hayatında bulunduğu ortama uyum sağlamasını zorlaştırır. İşte yukarıdaki cümleler de belli başlı şemalarımızın düşünceye bürünmüş halidir. İnanışlarımızı tetikleyen bir olay yaşadığımızda bu konu hakkındaki düşüncemiz gün yüzüne çıkar ve kendini her alanda gösterir. Böyle zamanlarda düşüncelerimizin bizi hapsettiğini hissederiz. Düşüncelerimiz; davranışlarımızı, duygularımızı, kişiliğimizi ve yaşamımızı yönlendirir gibidir ve bu durum herkesin başına gelir. Ancak bazı kişilerde bu inanışlar, uyumsuzluk yaratır. Gerçeği olduğundan farklı halde yansıtır. Kişiye acı ve ızdırap getirir. İşte o zaman psikolojik bir problemle karşı karşıya olduğumuzu düşünürüz.

Buraya kadar bizi zorlayan, hayatımızı kısıtlayan inançlarımız olabileceğinden bahsettim. Şimdi ise bu inanışlarımızın altında yatan çocukluk dönemimize dönelim istiyorum. Kuvvetle muhtemel bu inanışlarımızın temelinde içimizdeki çocuğun inanışları yatar.

İlgini çekebilir: Uçmak ve Büyümemek

Çocukluktan Yetişkinliğe: İçimizdeki 4 Çocuk

İncinmiş Çocuk

Hepimizin temel çocukluk ihtiyaçları vardır. Sevgi, bağlılık, bakım, ilgi, güvenlik, övgü ve empati bunlardan sadece birkaçı… Bu ihtiyaçlarımız ebeveynlerimiz tarafından karşılanmadığında kendimizi incinmiş hissederiz. Üzüntü, kaygı, yalnızlık bizimle büyür. İçimizdeki incinmiş çocuğun sevgi eksikliği, yetişkin hayatımızdaki ilişkilerimizi etkiler. Güven sorunları, terk edilme korkusu, bağlılık problemleri yaşayabiliriz.

Kızgın Çocuk

Bir diğer senaryoda ise çocukluğumuzda duygularımız, düşüncelerimiz ve varlığımız onaylanmamış, özgürlük ihtiyacımız karşılanmamıştır. Böyle bir durumda kendimizi kızgın hissederiz. İçimizdeki kızgın çocuk içindeki öfkesini dışarıya yansıtır. Öfke, kızgınlık ve sinirlilik bizimle birlikte büyür.

İlgini çekebilir: Annemin Masalı: Herkes Kendi Renginde Güzel

Dürtüsel Çocuk

Eğer ebeveynimiz sınırları ve toplumsal kuralları bize öğretmemiş ve ihmal etmişse dürtüsel çocuk devreye girer. İstediğimizin hemen olmasını isteriz. Keyfi davranışlar sergileriz. Başkalarının ihtiyaçlarına saygı duymayız çünkü bize öğretilmemiştir. Böyle bir durumda yetişkin hayatımızda öz-kontrol problemi yaşayabiliriz. Başkalarının ve kendimizin sınırlarını bilme ve aşmama konusunda sorunlar yaşayabiliriz.

Mutlu Çocuk

İşler her zaman kötü gitmez elbette. Ebeveynlerimiz gerekli ihtiyaçlarımızı karşıladığında, bize sevgisini ve ilgisini gösterdiğinde, mutlu ve tatmin oluruz. İçimizdeki mutlu çocuk, büyüyünce de mutluluğunu sürdürür. Mutlu çocuk büyüyünce karşılaştığı problemleri çözme becerisi gösterir, zorluklarla başa çıkmaya çalışır ve yaşamını kısmen sorunsuz sürdürür.

İlgini çekebilir: Travma Nedir? Travmatik Olaylara Karşı Verilen 3 Psikolojik Tepki Nelerdir?

Çocukluktaki yaşantılarımızın yansımasını, yetişkin hayatımızda görürüz.

Ailesi tarafından sevgi ihtiyacı karşılanmamış incinmiş çocuk büyür ve yalnız kalmaktan çok korkar. Yalnız kalmaktan korktuğu için kendisine acı veren, keyif almadığı bir ilişkiyi devam ettirmek için uğraşır da uğraşır.

Varlığının dikkate alınmadığı bir evde büyüyen kızgın çocuk büyür ve mükemmeliyetçi bir kişi olur. Tüm sınavlarda o birinci olmalı, hayatında hiç hata yapmamalıdır. Belki de varlığını bu şekilde kanıtlayabileceğine inanmıştır.

İhmal eden ve iyi rehberlik etmemiş ebeveynlerle yaşayan dürtüsel çocuk büyüyünce kural tanımaz, kendisinin öncelikli olduğunu düşünür ve kendi ihtiyaçlarını diğer kişilerinkinden üstün görür. Böylece etrafı tarafından bencil, kendini beğenmiş, sorunlu, egoist, narsist gibi sıfatlarla adlandırılır. Kendi yaşantımıza ve etrafımızdakilerin yaşantısına baktığımızda bu gibi örneklerin tonlarca olduğunu görürüz.

İlgini çekebilir: İhtiyacın Olan Şey Biraz Öz Saygı: Kendine Saygının 3 Unsuru

Peki sizin içinizdeki çocuk nasıl? İncinmiş mi? Kızgın mı? Disiplinsiz mi? Mutlu mu? Bu yazıyı okuyunca içinizdeki çocuğun karşılanmamış bir ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz? Öyleyse hangi ihtiyacı karşılanmamış?

Gözlerinizi kapatıp içinizdeki çocuğu düşündüğünüzde ona ne söylemek istersiniz? Ona iyi hissettirecek bir kaç cümle söylemek, ona sarılmak, belki başını okşamak istemez misiniz?

Yardımcı Kaynak: Şema Terapi Klinisyen Rehberi, Farrell&Reiss&Shaw.

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Kendini bildi bileli psikolog olmak isteyen Özge Karatuğ, Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümünü bitirdi. Ardından 2 yıl özel sektör ve kamu sektöründe çalışıp en başından beri istediği psikoterapist olmak hedefini gerçekleştirmek için istifa etti ve İstanbul’a taşındı. Psikoterapist olma yolunda Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Şu anda psikolojinin her alanıyla ilgili sürekli okumaya, araştırmaya, öğrenmeye ve bu öğrendiklerini uygulamaya devam etmektedir. Terapi ekolü olarak Bilişsel Davranışçı Terapi başta olmak üzere Şema Terapi, Mindfulness Temelli Terapi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi yaklaşımlarını benimsemekte.