fbpx

Yedinci Duyu Nedir? İç Alan Farkındalığımızı Nasıl Artırırız?

Bana duyu organlarımızı sayar mısınız desem, neredeyse herkes beş duyu organımızı söyleyecektir değil mi? Bu cevap doğru ama eksik olacaktır. Bizim bildiğimiz duyularımız görme, işitme, koku, dokunma ve tat. Ve oldukça da önemliler çünkü dünyayı onlarla algılıyoruz. Bebeklerin çevrelerini bunlarla nasıl keşfettiğine şahit olmuşsunuzdur. Uzun uzun çevreyi incelemek, her şeyi ağızlarına götürmek, ellerinde evirip çevirmek gibi ciddi işler yaparlar.

Bizim için çevremizi keşfetme araçları olan bu beş duyuya ilaveten 1900’lerde adları konulmuş olmakla birlikte bilim dünyasının son yıllarda daha sık söz ettiği iki duyu daha var. Propriyosepsiyon ve interosepsiyon. Bunlar 6. ve 7. duyular olarak biliniyor.

Propriyosepsiyon bedenin kendini uzay boşluğundaki algılayışıdır. Kaslarımız ve eklemlerimizdeki propiyoseptif reseptörler sayesinde yürürken bir yerlere çarpmıyoruz, karşımızdaki ile (sosyal) mesafemizi ayarlayabiliyoruz :), bir şeyleri ona tam olarak bakmadan hareket ettirebiliyoruz (bakmadan masadaki bardağı alabilmek ya da yürüyebilmek gibi) ve bir nesneyi itmek, çekmek, kaldırmak için gereğinden fazla ya da az güç kullanmıyoruz. Interesepsiyon ise iç alan farkındalığı. Bedenin içinde ne olduğunu anlamamızı sağlayan özel sinir reseptörleri sayesinde aç ya da tok olduğumuzu, tuvalet ihtiyacımızı, uykumuzun geldiğini, yorgun olduğumuzu anlayabiliyor ve gerekeni yapabiliyoruz. Yapamadığımızı düşünsenize… Aynı zamanda duygularımızın da fizik bedende karşılıkları var. Örneğin gerginken kaslarımız kasılıyor, heyecanlanınca kalbimiz çarpıyor, utanınca yüzümüz kızarıyor ve bunları fark etmemizi sağlayan da bu interesepsiyotif duyular.

Yedinci duyu: İçsel bilgemiz

İlk altı duyu konusunda genelde bir sorunumuz olmuyor ama bu interesepsiyotif duyular konusunda çoğumuz sınıfta kalıyoruz. “Bu sana ne hissettirdi?” gibi bir soruya cevabımız “iyi” ya da “kötü”den öteye gitmeyebiliyor. Pek çoğumuz nasıl hissettiğimizi anlamakta, bedenimizin verdiği sinyalleri almakta zorlanıyoruz. Aç ya da tok olduğumuzun ayrımına varmadan yiyoruz, çoğunlukta bedenimizin ihtiyaçlarını (dinlenme, uyuma vs) görmezden geliyoruz, bazı duyumları da bilinçli ya da bilinçsiz olarak bastırıyoruz (tuvalete gitmemek, esnemeyi bastırmak vb). Kısaca, neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyoruz, bilsek de önemsemiyoruz. Zaten bu soruya da pek alışkın değiliz.

İlgini çekebilir: 5 Adımda Pişmanlıktan Uzak Bir Hayat

Yedinci duyunun yanlış kullanımı: İçsel bilgeye ihanet

Tüm bunların sonucunda da Ayurveda’da prajnapradha dediğimiz durum ortaya çıkıyor: Duyuların yanlış kullanımı. Diğer adıyla içsel bilgeye ihanet. Uykun varken uyumamak, ekran karşısında çok zaman geçirmek, aç değilken yemek yemek, tuvalet ihtiyacını ertelemek, esnemeyi, geğirmeyi bastırmak gibi. Ayurveda’ya göre hastalıkların temel sebeplerinden biri de bu ihanet. Bu ihanetin sebeplerinden biri ise yukarıda bahsettiğimiz interesepsiyon yani iç alan farkındalığımızın zayıf oluşu.

İlgini çekebilir: Mindfulness ile Endişeli Duyguları Sakinleştirmenin Yolları, Anksiyete İçin Nefes Egzersizi

İç alan farkındalığını nasıl artırırız?

Interesepsiyotif duyu kapasitesini artırmak için yapılabilecek şeyler var. Meditasyon bunun için en keyifli ve faydalı pratiklerden biri. Meditasyonun hiçbir şey yapmadan oturmak olarak düşünüp, ah ben yapamıyorum ki diyorsanız, merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Ama yanılıyorsunuz. Meditasyon, her şey olurken oturma pratiğidir. Çevrenizi, kulağınıza gelen sesleri, ağzınızdaki tadı, burnunuza gelen kokuları ve oturduğunuz yerle temasınızı fark ettikçe eşiğin diğer tarafına geçersiniz. Burada zihin sizi kontrol etmez, siz zihni kontrol edersiniz.

İlgini çekebilir: Meditasyonun 7 Çeşidi: Senin İçin En İdeal Olanı Bul!

Bu beş duyudan sonra dikkatin iç alana doğru yönlenmesi ile birlikte, stres nedeniyle gün boyu sıktığınız karnınızı fark edebilir, söyleyemediğiniz bir şeyin boğazınızda yarattığı yoğunluğu keşfedebilirsiniz. Daha da önemlisi bu gerginliği, sıkışmayı gevşetebilirsiniz. Şimdi bile gevşettiniz değil mi? Arkasından yoga gibi farkındalıklı bir beden pratiği yaparak propiyoseptif duyuları da güçlendirirseniz, bir de üstüne bunu rutin haline getirirseniz, kendinize, dünyaya ve hayata bakışınızın değiştiğini de fark edebilirsiniz.

Çünkü artık sizi en iyi halinize taşıma gayesinde olan içsel bilgenin sesini duymamanız pek olası değildir.

Hepimize içsel bilgemizin şarkılar söylediği, bizim de neşeyle dinleyebildiğimiz mutlu, sağlıklı günler dilerim.

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

2012 yılında ilk yoga dersine katıldığında ne ilaçların ne de terapilerin çözüm olamadığı kalp çarpıntılarının dindiğini fark eden Müge yoganın bir süre sonra hayatının merkezi olacağını bilmiyordu. İlk yoga eğitmenlik eğitimi sürecinde hissettiği “başka bir hayat mümkün” algısı, tam da o dönem konulan bipolar bozukluk tanısına rağmen değişmedi! Bütünsel sağlık arayışı serüveninde, bilişsel terapilere eşlik eden düzenli yoga pratiği ve hayatına giren kadim yaşam bilgisi Ayurveda sayesinde zihin-beden-ruh bütünlüğünün gerçek anlamını keşfetti. Kariyerinin orta yerinde hayata bir makas atan Müge şimdi başkalarının yolculuklarına Bütünsel Yoga Terapi, Hatha Yoga dersleri ve Ayurvedik Yaşam Danışmanlığı ile eşlik ediyor. En büyük tutkusu anlamak, öğrenmek ve paylaşmak olan, doğa ve hayvan dostu, cesaret ve samimiyeti kendine mesken edinmiş bu yengeç kadını evli ve bir kedi annesi. Ve ömür boyu öğrenciliğin keyfini sürenlerden….