fbpx

Kahveye Ayurvedik Bir Yaklaşım: Ayurvedik Beden Tipinize Göre Kahvenizi Nasıl Tüketmelisiniz?

Sabahlarımızın, arkadaş buluşmalarımızın baş tacı… Canımız ciğerimiz, mis kokulu, biricik, keyifli arkadaşımız. Kahvemiz. Hımm… Yoksa sen bize düşman mısın?

Bilim dünyasında kahve konusunda olumlu ve olumsuz birçok farklı görüş var. Kahvenin Parkinson, Alzheimer ve Tip 2 diyabet hastalıklarına yakalanma riskini azalttığı, bunamayı geciktirdiği yönünde bulgular olmasına rağmen, aslında iyi gelenin “kahve” olup olmadığı konusu pek net değil. Örneğin, yapılan bir çalışmada Tip 2 diyabet hastaları arasında kahve tüketiminin olumlu etkilerini görenlerin kafeinsiz kahve içenler olduğu tespit edilmiş. Ayrıca, kahvenin antioksidan içeriğinin sinir hücrelerine iyi geldiği biliniyor ancak organlar üzerindeki etkisi hala tam olarak açıklanmış değil. Diğer tarafta da kahvenin ülser, irritabl bağırsak sendromu, kronik kabızlık, adrenal yorgunluk, kronik yorgunluk, uykusuzluk, panik bozukluğu ve fibrokistik meme gibi rahatsızlıklara neden olduğunu gösteren çalışmalar var.

Kahvenin sağlığımıza en önemli etkileri:

Kahve güçlü bir uyarıcı. Büzüştürücü ve kurutucu etkisi var. Tuvalete çıkmamıza neden olan da bu büzüştürücü etki. Kahve bağırsakların gastro-kolik refleks ya da peristalsis denilen fizyolojik hareketini etkiliyor ve tuvalete çıkmayı kolaylaştırıyor. Fakat fazla tüketim sonucu bağırsaklar bunu normalde bir bardak su içtikten sonra yapma yeteneklerini kaybederek, bizi tuvalete çıkmak için kahveye bağımlı hale getirebiliyor.

Diğer tarafta da hormonal denge konusu var. Böbreklerin hemen üstünde bulunan adrenal bezler kahve tüketiminden hemen sonra salgılanan hormonlar ile uyarılıyor ve salgılanan adrenalin sistemimizi kaç-savaş moduna sokuyor. Bizi uyanık hissettiren de bu işte. Ama uykusuzluk ve huzursuzluğun yanı sıra uzun vadede stresli ve gergin olmamızın nedenlerinden biri de bu. Ve maalesef bahsedilen yan etkiler bunlarla sınırlı değil.

Peki Ayurveda kahve hakkında ne diyor?

Ama biz daha fazla moral bozmadan Modern Tıbbın kurucularından Paraselsus’un “Tüm maddeler zehirdir, zehri ilaçtan ayıran dozdur.” sözünü hatırlayalım. Buna bir de “Birileri için ilaç olan şey, başka birileri için zehir olabilir.” eklemesini yaparsak Ayurveda’nın kahveye bakış açısını da özetlemiş oluruz.

Ayurveda’ya göre, kahve tüketimi de diğer beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları gibi kişiye özgü olmalı ve bütünsel sağlığımız üzerindeki etkisi diğer tüm unsurlarla birlikte göz önünde bulundurulmalıdır ve Ayurvedik sağlık yaklaşımına göre, eğer herhangi bir şeye bağımlılık geliştirildiyse, kalıcı çözüme ancak bu ihtiyacın altında yatan asıl nedenin anlaşılması ile ulaşılabilir.

Ayurvedik beden tipinize, yani Dosha’nıza göre kahveye yaklaşımınız nasıl olmalı?

Vata Beden Tipi

Ayurveda’ya göre Vata beden tipi kahve konusunda en dikkatli olması önerilen gruptur. Dehidrasyon, kuru saçlar, kuru cilt, kabızlık, uykusuzluk, unutkanlık, huzursuzluk veya dağınıklık, boşluk hissi yaşayan Vata’ların bu belirtileri kahve ile daha da artabilir.

Evet uyanmak ve “kafayı toplamak” için o bir bardak kahve çok etkilidir ama bir makalede yazdığı gibi bu durum “kredi kartından para harcamaya” benzer. Aynı kredi kartı ile elle tutulmayan bir parayı harcamamız gibi, kahve içip ayılarak gerçekte olmayan enerjimizi kullanıp vücudun doğal enerji rezervini tüketiriz. Ve vata beden tipindekilerin ekstra enerjiye ihtiyaç duydukları durumlarda hatırlaması gereken şey oldukça basittir; dinlenmek. 🙂

Kahvelerini biraz ılık süt ve kakule ekleyerek içmeyi de hatırlarlarsa, kahvenin kurutucu etkisinden de korunacaklardır.

Pitta Beden Tipi

Pitta beden tipindekiler ise, mide yanması, hazımsızlık, reflü, deride döküntüler yaşıyorsa veya aşırı eleştirel, öfkeli ve gergin olduklarını fark ediyorlarsa, kahvenin sıcak ve kekremsi özelliklerinin bu belirtilerini arttıracağını akıllarında tutsalar iyi olur. Pitta’ların da Ayurveda’nın genel yaklaşımı olan ‘Benzer benzeri arttır, tersi dengeler’ prensibini hatırlayıp içtikleri kahvenin dozunu biraz azaltmaları (gün gün daha fazla su ve daha az kahve ekleyerek) ve günde bir fincanla sınırlandırması ateş elementlerinin akıbeti için iyi olacaktır.

İçtikleri kahvenin içine yarım tatlı kaşığı Hindistan cevizi yağı ekleyip, doğal bir şekerle tatlandırmaları da kahvenin ısıtıcı etkilerinden korunmalarını sağlayacaktır.

Kapha Beden Tipi

Ayurveda’ya göre kahve tüketimi konusunda en şanslı olanlar ise Kapha beden tipindekilerdir. Çünkü bedeninde daha yüksek oranda su bulunan Kapha’lar kahvenin kurutucu özelliğinden Vata ve Pitta’lar kadar etkilenmezler. Kapha dengesizlikleri yaşayanlar da (ödem, fazla kilo, sinüs tıkanıklığı, motivasyon eksikliği yaşayanlar ve zihni biraz sisli puslu olanlar) bir fincan kahveden bolca fayda görür. Fakat bu dengesizlikler ortadan kaldırılmadığı sürece kahveye bağımlılık gelişir ve bu durum uzun vadede kişiyi depresif, halsiz, isteksiz hale getirebilir.

Kapha’ların kahvelerini sütsüz ve şekersiz içmesi beden tiplerine en uygun olan alternatiftir.

Yalnız size de bir fincan yeterli sevgili Kaphalar, lütfen abartmayın. 🙂

Bilinçli seçimler, kahveye alternatifler…

Ayurveda’ya göre dengeli bir beslenme tarzı tatlı, ekşi, tuzlu, acı, kekremsi ve buruk tatların hepsini barındırmalıdır. Ayurvedik açıdan bakıldığında dünyada kahve tüketiminin bu kadar yaygın olmasının nedenlerinden biri de günlük beslenme alışkanlıklarımızın içinde kekremsi tadın yeterince yer bulmaması ve bu ihtiyacı kahve ile gidermeye çalışmamız olarak yorumlanmaktadır. Bu durumda, kekremsi tat için diğer besin kaynakları olan zerdeçal, kinoa, koyu yapraklı sebzelerin tüketimini arttırmak daha bilinçli seçimler olacaktır.

Ayrıca, kahveyi günün Kapha saatlerinde (06:00-10:00 arası) içmek ve mümkünse güne kahve yerine ılık limonlu bir bardak su içerek başlamak her beden tipi için en uygun seçenektir.

O zaman elimiz her kahveye uzandığında nasıl daha bilinçli bir seçim yapabileceğimizi hatırlayalım.

Sağlıklı ve keyifli alışkanlıklar dilerim.

Yardımcı kaynaklar:

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

2012 yılında ilk yoga dersine katıldığında ne ilaçların ne de terapilerin çözüm olamadığı kalp çarpıntılarının dindiğini fark eden Müge yoganın bir süre sonra hayatının merkezi olacağını bilmiyordu. İlk yoga eğitmenlik eğitimi sürecinde hissettiği “başka bir hayat mümkün” algısı, tam da o dönem konulan bipolar bozukluk tanısına rağmen değişmedi! Bütünsel sağlık arayışı serüveninde, bilişsel terapilere eşlik eden düzenli yoga pratiği ve hayatına giren kadim yaşam bilgisi Ayurveda sayesinde zihin-beden-ruh bütünlüğünün gerçek anlamını keşfetti. Kariyerinin orta yerinde hayata bir makas atan Müge şimdi başkalarının yolculuklarına Bütünsel Yoga Terapi, Hatha Yoga dersleri ve Ayurvedik Yaşam Danışmanlığı ile eşlik ediyor. En büyük tutkusu anlamak, öğrenmek ve paylaşmak olan, doğa ve hayvan dostu, cesaret ve samimiyeti kendine mesken edinmiş bu yengeç kadını evli ve bir kedi annesi. Ve ömür boyu öğrenciliğin keyfini sürenlerden….