fbpx

İhtiyacın Olan Şey Biraz Öz Saygı: Kendine Saygının 3 Unsuru

Kişiliğimizin en temel boyutlarından olan kendine saygı, her zaman bilincinde olamadığımız hassas, soyut, karmaşık bir olgudur. Kendimize saygı kavramı, self-esteem sözcüğünden gelmektedir. Anlamına baktığımızda self (özümüz, kendimiz), estimer fiili de saygı duymak anlamındadır ama Latincede bu sözcük değerlendirmek fiilinden gelir ve ‘kendini değerlendirmek’, ’değerini belirlemek’ olarak da çevrilebilir.

Kendine saygı kavramını daha iyi anlamak için zaman harcamak, boş ve yararsız bir çaba değildir: hatta en verimli, en yararlı iştir.

Aşağıda üç öbekte toplanmış soruları düşünmek için biraz zaman ayırın.

Kendinize verdiğiniz değere dair doğru saptamalar, vereceğiniz bu yanıtlara bağlı olacaktır.

1. Ben kimim? Niteliklerim ve kusurlarım nelerdir? Hangi yeteneğe sahibim? Başarılarım, başarısızlıklarım, yeteneklerim ve sınırlarım nelerdir? Kendi gözümde, yakınlarımın gözünde, beni tanıyanların gözünde değerim nedir?

2. Kendimi başkasının sempatisini, yakınlığını, sevgisini hak eden biri olarak mı görüyorum, yoksa tersine beni değerli ve sevilen biri kılabilecek yeteneklerimden sık sık kuşkuya mı düşüyorum? İstediğim gibi bir yaşam mı sürüyorum? Eylemlerim istek ve düşüncelerimle uyumlu mu, yoksa tersine, olmak istediğim ile olduğum arasındaki uçurum yüzünden acı mı çekiyorum? Kendimle barışık mıyım, yoksa her zaman doyumsuz muyum?

3. Kendimi en son ne zaman düş kırıklığı içinde, hoşnutsuz ve kederli hissettim? Kendimi ne zaman gururlu, hoşnut ve mutlu hissettim?

Kendine saygının üç unsuru vardır; kendine güven, kendini görme biçimi, kendini sevme. Uyumlu bir kendine saygı durumunu oluşturmak için, bu üç unsurun her birinin dozajının iyi ayarlanması gerekir.

Kendini Sevme

En önemli unsur budur. Kendine saygı duymak, kendine değer vermeyi gerektirir ama kendini sevmenin hiçbir koşulu yoktur. Kendimizi, kusurlarımıza ve sınırlarımıza, başarısızlıklarımıza ve tersliklerimize rağmen severiz ve bunun nedeni çok basittir: İçimizden gelen belli belirsiz bir ses, bize sevgi ve saygıya layık olduğumuzu söyler. Bu ‘koşulsuz’ kendini sevmenin başarılarımızla bir ilgisi yoktur. Talihsizliklere dayanabileceğimizin ve herhangi bir başarısızlıktan sonra kendimizi toparlayabileceğimizin kanıtıdır. Güçlükler karşısında acı ve kuşku duymamızı engelleyemez ama umutsuzluktan korur bizi.

Kendini Görme Biçimi

Kendini görme biçimi, insanın nitelikleri ve kusurlarıyla ilgili bu doğru ya da yanlış değerlendirme, kendine saygının ikinci temel direğidir. Burada sadece kendini tanıma söz konusu değildir; önemli olan olguların gerçekliği değil, bireyin kendisinde bulunduğuna inandığı nitelikler, kusurlar, olanaklar ya da sınırlardır. Bu anlamda, en önemli rolü öznelliğin oynadığı bir olgudur bu; incelenmesi zor, anlaşılması hassas bir konudur. Bu nedenle sözgelimi kompleksli bir insan -genellikle kendine pek fazla saygı duymayan – kendisinde bulunduğuna inandığı kusurları kavrayamayan bir çevreyi çoğu zaman bir endişe ve belirsizlik içinde bırakır. Kendini görme biçimi pozitif olduğunda, tersliklere rağmen mutluluğumuzu bekleme olanağı sağlayan bir iç güçtür. Bazı durumlarda sınırlı bir kendini görme biçimi bireyi başkalarına karşı bağımlı olmaya iter. Bu durumda insan başkalarıyla doyurucu ilişkiler kurabilir ama bir izleyici rolüyle yetinir, başkalarının açtığı yollardan geçmekten başka bir şey yapmaz. Kişisel tasarılar oluşturma ve bunları gerçekleştirme konusunda zorlanır.

Kendine Güven

Kendine saygının üçüncü unsuru -çoğu zaman da kendine saygıyla karıştırılan- kendine güven, özellikle eylemlerimizle ilgilidir. İnsanın kendisine güvenmesi, önemli durumlarda uygun davranacağını düşünmesidir. Kendini sevmenin ve özellikle kendini görme biçiminin tersine, kendine güvenin tanılanması zor değildir; davranışlara ya da giriştiği işte güçlüklere yaklaşım biçimine bakmak yeterli olabilir. Kendine saygının eyleme ihtiyaç duyduğu ölçüde kendine güvenin rolü çok önemlidir.

Psikolojik dengemiz için gündelik küçük başarılar gereklidir, tıpkı bedensel dengemiz için besin ve oksijenin gerekli olması gibi.

Peki, kendine güven nereden gelir?

Büyük ölçüde ailede ya da okulda verilen eğitimden. Bu ortamlarda başarısızlıklar çocuğa eylemlerinin olası ama dramatik olmayan sonuçları gibi mi gösteriliyor? Çocuk bir işi başardığı için olduğu gibi, denediği için de ödüllendiriliyor mu? Güçlüklerden, bir daha herhangi bir işe girişmemesi gerektiği sonucunu değil de, dersler çıkarması gerektiği nasıl öğretiliyor ona? Çocuğa kendine güven duygusu sözle olduğu gibi davranışlarla da aktarılır. Kendimiz aynı biçimde davranmadığımız halde çocuğu başarısızlığını kabul etmeye teşvik etmek pek bir işe yaramaz. Çocuklar yetişkinlerin gerçek düşüncelerinin, konuşmalarından çok eylemleriyle değerlendirilmesi gerektiğini bilirler…

Bilinmeyen bir şey ya da bir terslik karşısında aşırı derecede korkuya kapılmamak, iyi bir kendine güven duygusunu kanıtlar. Kendine güven duygusundaki yetersizlik, aşılamayacak bir eksiklik değildir.

Kendine saygının bu üç unsuru, genel olarak birbirine bağlıdır: kendini sevme (her şeye rağmen kendine saygı göstermek, ihtiyaçlarına ve özlemlerine kulak vermek) hiç kuşkusuz insanın kendisine olumlu bir biçimde bakmasını (yeteneklerine inanmak, geleceğe ilişkin planlar yapmak) kolaylaştırır ve bu durum da kendine güveni (başarısızlıklardan ve başkalarının yargılarından fazla korkmadan davranmak) olumlu etkiler.

Yardımcı Kaynak: Christophe André/François Lelord – Kendine Saygı

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Hayatının tamda en ihtiyacı olan zamanında karşılaştı Bilinçli Farkındalık’la. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun olduktan sonra yine kendi üniversitesinde Klinik Psikoloji Yüksek Lisansına devam etti. O dönemlerde ne olduğu ve nerede olmak istediği düşünceleri sarmıştı kafasını. O yaz Meditasyon ve Mindfulness eğitimine katılmaya karar verdi. Ve işte böylece ilk kez kendisi ile tanıştı. Psikoloji onun için sadece bir meslek değil, kendini ifade etme aracı haline gelmişti. Her zaman okumayı ve araştırmayı severdi ama artık daha da çok okuyor, daha da çok merak ediyordu. Her deneyime hep aynı merak ve heyecanla yaklaşmanın tarifsiz hazzını yaşamayı sevmişti. Yazmakla beynimizdeki bağlantılar artar ve yazmak insana iyi gelir demişti bir hocası. Şimdi hem anaokullarında çocuklarla hem de psikoterapist olarak yetişkinlerle çalışıyor. Aynı zamanda okumaya, yazmaya ve merak etmeye devam ediyor.