fbpx

Eleştirileri ve Olumsuz Yorumları Zarar Görmeden Nasıl Karşılayabiliriz?

Birisi bize sözlü veya sözsüz olarak olumsuz bir mesaj verdiğinde, onu nasıl algılayacağımıza dair 4 seçeneğimiz var.

Birincisi, suçlama ve eleştiri duyarak üstümüze alınmak.

Örneğin, birisi çok sinirlidir ve şöyle der:

“Sen bugüne kadar tanıdığım en bencil insansın!”

Üstümüze alınmayı seçtiğimiz takdirde tepkimiz “Eyvah! Daha hassas olmalıydım!” olabilir. Diğer kişinin yargısını kabul etmeyi seçtiğimizde öz saygımızı kaybetmek pahasına kendimizi suçlarız. Bu bizi suçluluk, utanç ve depresyon duyguları gibi bir bedel ödemeye götürür.

İkinci seçenek, konuşmacıyı suçlamak…

O zaman, “Sen bugüne kadar tanıdığım en bencil insansın.” cümlesine karşı çıkarız:

“Bunu söylemeye hiç hakkın yok! Ben her zaman senin ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyorum. Asıl bencil olan sensin! “

Söylenenleri bu şekilde alır ve konuşan kişiyi suçlarsak büyük olasılıkla öfkeleniriz.

Olumsuz bir mesaj aldığımızda üçüncü seçeneğimiz, bilincimizin ışığını kendi duygu ve ihtiyaçlarımıza yöneltmektir.

Bu durumda cevabımız şu olabilir:

“Bana, bugüne kadar tanıdığın en bencil insan olduğumu söylediğin zaman kırılıyorum. Çünkü, senin tercihlerini göz önünde bulundurmak için sarfettiğim çabanın takdir edilmesine ihtiyacım var. “

Dikkatimizi kendi duygularımıza ve ihtiyaçlarımıza odaklandığımızda, o anda hissettiğimiz incinme duygusunun takdir edilmek için harcadığımız çabanın tanınması ihtiyacından kaynaklandığı bilincine varırız.

Son olarak, olumsuz bir mesajı alırken dördüncü seçeneğimiz, bilincimizin ışığını diğer kişinin o anda ifade ettiği duygu ve ihtiyaçlara yöneltmektir.

O zaman, örneğin şöyle sorabiliriz:

“Önerilerinin daha çok dikkate alınmasını istediğin için mi kırıldın?”

Duygularımızdan dolayı başkalarını suçlamak yerine kendi ihtiyaç, arzu, beklenti, değer ve düşüncelerimizin varlığını kabul edip onaylayarak duygularımızın sorumluluğunu üstlenebiliriz. Aşağıda, hayal kırıklığı ifade eden iki cümle arasındaki farka dikkat eder misiniz?

  1. Dün akşam gelmemekle beni hayal kırıklığına uğrattın.
  2. Dün akşam gelmeyince hayal kırıklığına uğradım, çünkü beni rahatsız eden bazı şeyleri konuşmak istiyordum.

A cümlesi, hayal kırıklığının sorumluluğunu tamamen diğer kişinin davranışına yüklüyor. B cümlesi ise hayal kırıklığını, kendisinin karşılanmamış ihtiyacına bağlıyor.

Bir başka örneğe göz atalım.

  1. Sözleşmeyi iptal etmeleri beni gerçekten çok rahatsız etti.
  2. Sözleşmeyi iptal ettiklerinde çok rahatsız oldum, çünkü kendi kendime bunun son derece sorumsuzca bir davranış olduğunu düşündüm.

A cümlesi hayal kırıklığının sorumluluğunu tümüyle diğer kişinin davranışlarına bağlıyor. B cümlesi ise rahatsızlığının gerisindeki düşüncelerin varlığını fark ederek duygusunun sorumluluğunu üstleniyor. Kendi suçlayıcı düşünme biçiminin içindeki rahatsızlık hissini yarattığını fark ediyor.

Sormamız gereken soru şu: Onun hangi ihtiyacı, arzusu, beklentisi, ümidi ve değerleri karşılık bulmamıştı?

Duygularımızı ne kadar kendi ihtiyaçlarımızla bağdaştırabilirsek, diğerlerinin bize şefkatle karşılık vermesi de o kadar kolay olacaktır. (B), duygularını ihtiyaçları ile ilişkilendirdiğinde şöyle diyebilirdi:

“Sözleşmeyi iptal ettiklerinde çok rahatsız oldum, çünkü geçen sene işten çıkarttığımız işçileri tekrar işe alabilme fırsatı doğabileceğini ümit ediyordum.”

İnsanları suçluluk duygusuyla harekete geçirmenin temel işleyişi, kendi duygularımızın sorumluluğunu karşımızdakine yüklemektir.

Örneğin anne babalar çocuklarına, “Okulda kötü not alman anne babayı çok üzüyor.” dediğinde, dolaylı olarak kendi mutluluk ya da mutsuzluklarına çocuğun davranışlarının sebep olduğu izlenimini uyandırırlar. Yüzeysel baktığımızda başkasının duygularının sorumluluğunu üstlenmek, iyi niyetli bir özen gösterisi gibi yanlış anlaşılsa da özünde çocuk, anne babasının acı çektiğini görünce kendini kötü hisseder. Anne babası istediği için davranışını değiştiren çocuk, bu sorumluluğu gönülden istediği için değil; kendisini kötü hissetmekten kurtulmak için yapar.

Duygularımızın sorumluluğunu üstlenmek üzerine Dr. Marshall Rosenberg’in yazdığı bu satırları biraz zihnimizde demleyelim. Üzerine daha çok konuşacağız, konuyu derinleştireceğiz.

Sevgiyle kalın.

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Özgür doğasını arayan vahşi bir ruh. Ankara Fen Lisesi ve ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunu. Hayallerinin peşinden giderek kendi Dijital Pazarlama Danışmanlığı şirketini açtı. Kavun, Sütlaç ve Bebe’nin annesi. İlişkilerle, kadın ve erkeğin özüyle kafayı bozmuş. Zekanın sadece özel durumlarda kullanılması gerektiğini bilir. Masallara ve kedilerinin sihrine inanır.