fbpx

Zehra’yla Temmuz Ayı Teması: Akışa Bırak!

Yemyeşil ıslak çimenler üzerinde kollarımı iki yana açtım, kapadım gözlerimi, rüzgar usulca ruhuma sarılırken ve adeta okşarken yanaklarımı, kuşlar bana “güvendesin” diyordu sanki. Sanırsın hepsi birlik olmuş benimle iletişime geçmeye çalışıyor… Huzur doluydum o an; ne iyi ne kötü hiçbir şey kemirmiyordu zihnimi. O an içinde sadece hissettiklerim vardı; kuşlar, çimenler, rüzgar, mis kokulu çiçekler, evet evet benimle konuşuyorlardı. Öyle ya, onların konuşma biçimi insanlarınki gibi olamazdı. Bunu benim anlamam, anlamlandırmam gerekiyordu; sanki bana içinde bulunduğum an’ın kıymetini, güzelliğini ve bunu nasıl okumam gerektiğini anlatıyorlardı.

Ah, ben bugüne kadar bu güzelliği nasıl bu şekilde yaşayamadım?

Yok yok hayır hayıflanmayı bir tarafa bırakıp bu huzurun içinde kalmayı sürdürebildiğim kadar sürdürmeliydim… Her zamanki doğal, sıradan ve hatta alelade bu durum neden bana şimdi bu kadar olağanüstü geliyordu?

….ya da bir dakika; yoksa ben mi bunu yeni fark ediyordum?

Onlar her zaman bunu yapıyor aslında ve ben mi bunu şimdi fark ediyordum?

Peki bunu engelleyen bu duyguları yaşamama çevremdeki güzellikleri görmeme, hissetmeme, duymama mani olan neydi? Bunu düşünüp bulmalıydım çünkü o an’ı çok sevmiş ve daima yaşamak istemiştim.

Derken kendimi gözlemlemeye başladım, yaptıklarımı, yaşadıklarımı, ruyalarımı , güldüğüm , ağladığım bana tuhaf hissettiren her şeyi yazma çalışması yaptım. Hayır hayır, bunu bir uzman falan önermedi sadece kendimi gözlemlemek bir başkası gibi kendime bakmak dışarıdan ve farkına vararak ne yaptığımı görmek istedim.

Bir müddet sonra dönüp bakınca beni en fazla rehin alan şeyin her şeyi kontrol altına almak olduğunu görmeye başladım.

Etrafımdaki her şeyi sürekli kontrol altına almak istiyorum, her şey benim kontrolümde olmalı! Sanki ben olmayınca hiçbir şey olmayacak ya da her şey eksik kalacak.

Oysa ne büyük yanılgı!

Ah benim küstah düşüncelerim; azıcık haddinizi bilseydiniz bunların hiçbiri olmayacaktı… Ben daima o rüzgarla dans ederken yaratıcılığımı besleyebilecek, kuşları dinleyerek ilham alabilecek, çimlerde koşarak özgürlüğü en içimde yaşabilecektim.

Biliyorum, kontrollü olmak, sürekli planlar yaparak yaşamak bazı zamanlar işe yaramıyordu; hatta hayat “çat!” diye karşına bambaşka bir şey çıkarıveriyordu.

Öte yandan hiç bişey yapmadan kollarımı bağlayıp başıma gelecekleri beklemek de aynı oranda saçma değil miydi?

Ve ben yine yaşamda etrafımızı adeta dikenli tellere çeviren o çelişkileri yaşamıyor muydum? “Mutlaka ikisinin arasında bir geçiş veya denge olmak zorunda. Sen de bunu keşfetmek zorundasın.” diyerek kendimce o küstah düşüncelerimi dizginlemeye çalıştım. Anlamıştım artık; ne sürekli planlar çerçevesinde olmak, ne de oturup beklemek arasında durmak…

@kyliekatich

Mesele şimdiyi adam akıllı yaşamak. Moda tabiriyle; mesele akışta kalmaktı.

Başıma gelen her ne olursa olsun onu kucaklayabilmek, kabule geçip bunu sindirebilmek için kendine zaman tanımak ve sonrasında bir küçücük kız çocuğu gibi elinden tutup “olsun yine de deneyebiliriz” diyebilmekti.

“Şimdi bir küçük kız çocuğu olsa bunu yaşayan, ona ne derdin?” diyerek içimden geçirip, iki elimle omuzlarımdan kendime sarılarak ve sonra güvenip kollarımı rüzgara açıp teslim olarak yürümeye devam ettim… Zaman içinde daha fazla arttı o anlar, ben kontrolden ne kadar uzaklaşıyorsam onun da o kadar arttığını farkediyordum. Kendi üzerimde çalışmak iyi gelmiş, kendime daha yaklaştırmış, yaşama güvenim de yavaş yavaş artar olmuştu.

Hala devam ediyorum kendimle çalışmaya. 🙂 Ve umutluyum diyebilirim! Yaşam yolculuğum boyunca kendimi nereye kadar taşıyacağımı bilemiyorum ama elimden gelenin en iyisini yapmak gayem. Ve düşse, hata yapsa bile daima o kız çocuğunun elinden tutmak!

Sevgiler…

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir