fbpx

Baştan Sona Bir Bütünsün: Kendini Her Şeyinle Kabul Et!

Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek… Yaşaması da, kabullenmesi de zor bir süreç. Her an eksikliklerimizden önümüzü göremediğimiz günümüz dünyasında hele ki… Tek kelimeyle kulağa ’’imkansız’’ geliyor. Hayatımızda başkalarına göstermeye çalıştığımız pek çok şey var. Gittiğimiz mekanların kalitesi, son çıkan telefonları satın alma çabamız, kimseye vakit ayıramayacak derecede meşgul oluşumuz… Ama bilin bakalım bu yaptıklarımız sonucunda kim bir türlü mutlu olamıyor?

Kendimiz.

Olduğumuz insanı daima yargılamak üzerine kurgulanmış, her gün bizden daha fazla şey bekleyen egomuzu doyuruyoruz yani. Kendimizi değil.

Her şeyi belli bir çaba sonucunda hak edeceğimizi düşünerek yaşıyoruz. Sevgiyi bile…

Bazen yeri geliyor kendimizi herkesten dışlıyoruz, layık görmüyoruz en ufak bir güzelliğe… Bazen de, farkında değiliz ama, en acımasız konuşmaları hep kendimize yapıyoruz. Sadece başkaları kırmıyor kalbimizi, en çok biz kırıyoruz. Sonra onarmıyoruz bile, bir güzel söz, bir özürle…  Kalbini kırdığımız kişi bir arkadaşımız olsaydı gönlünü almak için kim bilir neler neler yapardık. Ama konu içinde yaşadığımız bedenlerimiz olunca bir şey yapasımız gelmiyor.

Peki neden her şeyi denememize, istediklerimizi elde etmemize rağmen yaşadığımız bu hayat döngüsünde mutluluğu yakalayamıyoruz? Hayatımızı ne yaparsak doya doya yaşayabiliriz?

Özümüzde kendimizi bir bütün olarak kabul ederek elbette!

Bütünün bir parçası olmak, yaşamdan ve varoluşundan keyif alıp, kendini kabullenişle  başlar.

Başkalarına göstermeye çalıştığımız her şeyin, önce kendi içimizde özenle yaşanıyor olması gerek. Yaşamımızdaki her dakikanın keyfini ve bütünün ayrılmaz bir parçası olduğumuz hissini sadece bu şekilde yaşayabiliriz. Bugün, bunları düşünme günümüz olsun. Tam şu anda, her neredeysek, kendimizle olan ilişkimizi gözden geçirelim. Bir dargın bir barışık haldeysek ve bir türlü barışamadığımız hatalarımız ya da bir huyumuz varsa, onu tam şu anda kabul edip şifalanma sürecine katkıda bulunabiliriz.

Bugün aynada her gün gördüğümüz o kişiyi sevmeye nereden başlayacağımızı bulduğumuz gün olsun.

Ne yaşanırsa yaşansın, yavaş yavaş kendi kanattığımız yaraları sarmaya başlayacağız. Kendimizi her noktamızla kabul etme sürecine gelin birlikte adım adım dahil olalım.

@carajourdan

Her gün, dünden bağımsız attığımız adımları kutlamak!

Her gün bir şeyler yapıyoruz. En sıkıldığımız, umutsuzluğa düştüğümüz anlarda bile bir şeyler yaratma yetisine sahibiz. Sadece düşünerek bile o anda bir şeyleri harekete geçirebiliriz. Bu yüzden, zihnimizi halledemediği o büyük pişmanlıklarından kurtarmalı ve yola küçük başarılarla devam etmeliyiz. Her an bir şeyleri harekete geçirme gücümüzü önce kendi üzerimizde küçük zaferlerimizi kutlayarak değerlendirmeliyiz.

Güne mutlu başlamak, saat kurmadan erken uyanabilmek, kendimize bakım yapmak, o hiç istemediğimiz dersin sınavına çalışmak bunların hepsi kendi içinde bir başarıdır. Bir kutlama sebebidir.

Bugün içmemiz gereken su miktarını tamamladıysak, kutlayalım kendimizi, sabrımızı sınayan kişiye gülümsemeyi başarabildik mi? Yine kutlanmaya değeriz. Gün içinde düşününce o kadar şey var ki takdir edilecek. O yüzden kendimizle bir iç çatışmaya dalmadan, süreci değerlendirmemiz önemli. Yaptığımıza memnun olduğumuz şeyleri de telefonumuza ya da bir deftere not edersek, bir ayın sonunda elimizde ne kadar çok çabanın ve takdirin olduğunu görüp motive olabiliriz.

Mutsuz olmak diye bir hakkımız da var.

Nasıl cumartesi, pazar tatil günü varsa, bir de hepimizin kendine has mutsuz olma günü olmalı.  Enerjimizi o kadar mutlu olmaya harcıyoruz ki, mutluluğun gerçekten nasıl hissettirdiğini unuttuk. Bu kendimize verdiğimiz “mutsuzluğu korkmadan yaşama” gününü, gerçek hisleri, düşünceleri ortaya serip özgürce yaşamaya ayırıyoruz aslında. Her duyguyu yaşamayı deneyimliyoruz ayrı ayrı. Üzüntüyü, sevinci, kederi, huzuru… Bizler bir bütünsek eğer, sadece tatlı yiyerek doyuramayız karnımızı. Acı da, ekşi de tuzlu da hayatımızın bir parçası olmalı. Mutsuzluğu da doyasıya yaşayarak bir daha gözden geçirdiğimizde hayatımızda bazı noktalar gözümüze hiç olmadığı kadar güzel gelebilir. Özgürce hissetmekte her zaman fayda var.

@thelovedesignedlife

Kendimize uzak durmak da ne? Bir adım yaklaşalım hemen.

Kendimizi her halimizle yeniden gözden geçirdikten sonra benliğimizi çok yalnız bırakmış olduğumuzu hissedebiliriz.  Etrafımızda bizi seven  çok fazla insan olsa da, biz kendimize uzak olduğumuzda yine yalnızızdır. Ama olsun. Dert değil!

Kalabalıklar arasında kimsesiz hissetmemek için, benliğimizle araya mesafe koymadan her zaman yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz. Biliyorum kulağa çok tuhaf geliyor. Tek bir bedende iki farklı ilişki gibi.

Ama inanın kendimizi bu ikiliğe düşüren, şu an olduğumuz kişiye uzaklığımız. Bu yüzden sürekli sevmediğimiz özelliklerimize odaklanmak ya da kızmak yerine, onları kabullenme yönüne ilerlemeliyiz. Bunun da en hızlı yolu, olduğumuz kişiyle aramızı iyi tutmaktan geçiyor. Şunu da unutmamalıyız ki kendimizle inatlaşmak hayatla inatlaşmaktır. O yüzden olduğumuz kişiyle bir bütün olmak, hayat boyu yapacağımız en güzel şeylerden biri olacaktır.

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Kendini daima yollarda arayan Uzakdoğu aşığı bir hayalperest. Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik mezunu olan Bensu Cangüler, yazmaya olan merakını 7 yaşında keşfetmiştir. O günden beri de kendini yazarak ifade etmeye adamıştır. Duygularını, keşiflerini ve ruhuna iyi gelen şeyleri herkesle paylaşmaya çok heveslidir. Kahvesiz yaşayamaz, en mutlu olduğu anlar doğanın kalbinde olduğu ve seyahate çıkmaya hazırlandığı anlardır. Anı yaşa hayat felsefesidir. Zaman zaman içinde bulunduğu andan kopsa da, o her zaman kendini iyi hissettirecek bir şeyler bulmayı başarır.

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir