fbpx

Hoşçakal Pazartesi Sendromu: Pazartesi Sabahlarından Nefret Etmeyi Bırakmak İçin Bunu Dene!

Sabahın ilk dakikalarında farklı aynalara bakan, aynı şeyleri hisseden, dünyanın her yerinden bir sürü insan…

Yataktan dışarı doğru süzülürken ayak parmakların yere değdiğinde, diğer tüm insanların (dünyanın yarısından çoğu) seninle birlikte, o saatlerde yataktan kalktığını düşün. Yan dairedeki doktor, dünyanın diğer ucundaki genç anne, liseye yeni geçmiş genç kız… Yalnız olmadığını biliyorsun. Bu sessiz dayanışmaya sebep olan bütün sabah kuşlarına selam olsun!

Gevşeyebilirsin, gerçekten.

Hazırlanırken kendine zaman ver. Diğer günlerden -belki bir on dakika kadar- erken kalk. Duşu aç ve içeri girmeden önce buharın kıvrılışını izle. Gözlerini kapat; vücudunun ısınmasına, omuzlarının gevşemesine ve zihninin boşalmasına izin ver. Gerekenden daha uzun bir süre orada durabilirsin. Kimse “bu beni rahatlatmıyor” diyemez! Aynı odağı duştan çıkarken de sürdürebilir misin? Suyun teması, vücudundan kesilir kesilmez gelen o ferahlatıcı ve uyandırıcı soğuk… Nasıl da silkeliyor insanı, değil mi?

Giyinirsin, acele etme yahu.

Giyinmeye geçmeden önce kendine, çok önemsediğin ve çok iyi baktığın biri gibi davran. Bir pencere açıp göğsünü temiz hava ile doldur. Geç mutfağa, koca bir bardak ılık suya bolca limon sık. Parmakların limon koktu hep, farkında mısın? Mis gibi! Yoksa fark etmedin mi? Limonlu suyun iç organlarını adeta yıkadığını hayal et. Vücudunun içinde gezerek uğradığı her yere “günaydın!” diyormuş gibi…

Minik minik omuz dansları…

Aç hadi eskilerden kalma, her duyduğunda içini ısıtan bir müzik; sana çocukluğunu hatırlatsın. Çocukluğunun sakin, telaşsız, kimseyi umursamadığın, sevgiyle dolu günlerini… Sallan sağa sola yavaş yavaş. Ha şöyle! Şimdi konuşmaya başladık işte.

Şimdi giyinmeye başlayabilirsin. Yanaklarının pembesini ortaya çıkaracak bir şey bul kendine.

Kahvaltıyı evde yapıyorsan her koku, görüntü ve sesle kendini besle. Güçlü bir fincan kahve demlediysen mis gibi kahve kokusunu içine çek. Her bir yudumunu yavaşça içip tadını çıkarmaya izin ver. Mutfaktan içeri sızan güneşe bak.

Dışarı mı çıktın? O zaman bakmakla yetinme; gör!

Dışarıya çıkma vakti! İster yolun karşısındaki yemyeşil çim, ister çiy tanesi, isterse yarı açık perde olsun. Her şeye bak demiyoruz, her şeyi gör diyoruz. Algıların açık olsun. Hava nasıl kokuyor sahi? Ne kokusu bu? Hava nasıl? Soğuksa, seni uyandırmasına izin ver; sıcaksa, rahatlamaya. Devam et…

Gidecekleri yerlere ulaşmaya çalışan yorgun ve uykulu suratlara bak. Onlarla yaptığın sessiz dayanışmayı hisset tekrar. Her biri tıpkı senin gibi, aceleyle çıkmadan önce aynaya son bir kez bakış attı. Her birinin bambaşka hikayeleri var… Metro penceresine kafasına koyup uykuya dalmış adamın ya da kırmızı ışıkta alelacele rimel sürmeye çalışan kadının kim bilir ne hikayeleri var, düşünsene!

Çalışmak için masana oturduğunda bu sabah, tüm gün boyunca farkındalıkla yaşadığın dakikaların toplamından daha fazla anda kaldığını fark edeceksin! Hayatın toplamı da bu değil miydi zaten?

Tebrikler, neredeyse salı oldu!

Daha pratik sabah tavsiyelerine ihtiyacın varsa, onlar da burada:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

KİK’i bizimle tanıştırdığında hayata dair tutkusunu bulacağını kendi de tahmin etmemişti. Uluslararası İlişkiler mezunu. Rüzgarı arkasına alarak kurumsal hayatı bırakıp hayallerine koşan klişe(!) bir öyküsü var. Bilinçaltı Dönüşüm Programı, Kuantum ve Yaşam Koçluğu eğitimleri alarak sevdiği işi yapmak için kişisel gelişim dünyasına adım attı. İzmir’de yaşıyor. Hayvanlara aşık; bir köpeğin güzelliğinden gözleri kolaylıkla dolabilir. Hava durumuyla ruh hali paralel olarak değişir. Her duyguyu hakkını vererek yaşamaktan, durmadan konuşmaktan ve sabah uyandığında kahve içmekten asla vazgeçmez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir