fbpx

Zehra’yla Mayıs Ayı Teması: Çalış!

Yılı yarılamamıza bir kala herkese harika pırıl pırıl bir Mayıs ayı diliyorum…

Baştan söyleyeyim bu ayın teması yazısı diğer ay tema yazılarından biraz farklı olacak; zira içeriğinde büyük bir sanatçımıza bolca övgü var, nitekim bazen ilham almak çok iyi geliyor. İlham, bizi geliştiren ve meraka, hayrete iteleyen unsurlar barındırıyor içinde çünkü…

Umarım bana verdiği kadar, siz sevgili KİK okuyucularına da verir bu ilhamı. Bu usta sanatçının yazdıklarını okurken bir sürü şey düşündüm ve çok etkilendim; ama bunca işi sırtlayacak dünya çapında ünü ve deha düzeydeki başarısı olmasına rağmen hala kendince bulduğu değişik yöntemlerle çalışması, okuduklarım içinde en fazla beni etkileyen durum oldu. Dolayısıyla bu ay çalışmanın önemini bir kez daha vurgulamanın gerekliliğiyle ay temamızı “çalışmak” olarak belirledim.

Tamam tamam çok uzattım yine hemen giriyorum mevzuya. 🙂

Mayıs ayı temasını yazmak üzere bilgisayarımın başına oturmadan önce elimde telefon Instagram’da gezinirken Fazıl Say’ın o anki son paylaşımına rastladım. Yazmıştı yine uzun uzun üstat. Okudum, sonra döndüm bir kez daha okudum ve sanırım on dakika sessizce oturup koltuğumda hiçbir şey yapmadan sadece düşündüm… Düşünürken kızdım kendime, söylendim; sonra sevdim kendimi. Düşünebildiğim ve kendimi eleştirebildiğime göre hatalarımı ve hayatımı yoluna sokma potansiyelimin olduğunu fark ettim çünkü….

Simsiyah bir fon önünde, her zamanki edasıyla, havada duran kaşları altındaki özgüvenli bakışları ve bir o kadar da tevazu içeren duruşuyla çekilmiş bir portre fotoğrafının altında “İçinde Duymak Çalışması” başlığıyla yayınlanmıştı beni bir düşünceden diğerine sürükleyen o nefis yazıyı. Ve diyordu ki;

“İki yıl boyunca, Beethoven 32 Sonatını çalışırken şöyle bir yol güttüm; önce eserleri piyanoda hiç çalmadan haftalarca kafamda çalıştım, renkli kalemlerimle, on binlerce not tutarak, armonik analizi, form analizi, temaların leitmotif olarak isimleri, (çeşitli temalara taktığım kişisel kodlarımın bazılarından örnekleyeyim mesela; yaşlı adam leitmotifi, ya da veremli çocuk leitmotifi, sincap leitmotifi, cennet leitmotifi, kader leitmotifi, gurur leitmotifi, umutsuz aşk leitmotifi gibi) çalıştım. Beethoven’a sağırlığında nasıl beste yaptığını sorarlar; “Önemli olan dışardaki sesleri değil içerdeki sesleri duymaktır.” diye yanıtlar.

Buradan yola çıkmak gerek.

Bir besteciyi, besteci olarak görmek, 200 yıl önce yazılmış bir bestenin yaratılış anı ve esin konularını düşünmek, notalar ve nüanslar ile bize aktardığı dünyasını algılamak ve anlamak, gerçek bir çalışmadır. Piyano başında etüt yapar gibi çalmak sizi tüm bu gerçeklikten uzaklaştırır…

Yazının devamı…

Düşünelim; ayışığı sonatının sadece ilk 50 saniyesinde bakın kaç fikir oluyor mesela?

– Ayın önünden geçen bulutun rengi değiştirmesi
– Uzaklardan gelen ses
– Dolunayın göle yansıması
– Ayın yükselişi
– Uzaklardan gelen sesin yakınlaşması gibi…

Bu fikirler Beethoven’ın kullandığı armonilere, her modülasyonda yeni bir resime geçişi de sağlar. Bunu beyin yapabilir. El yapamaz. Daha sonraki aşamalarda beyinin tüm bu renk ve resimleri, anlam ve duyuşları ele öğretmesi gerekir, daha doğrusu; ele değil seslere…

”El beyinin uzantısıdır”. (Kant)

Sesleri ise, sadece piyano sesi olarak duyarsanız Beethoven’ın engin dünyasında yetersiz kalır. Ben her Piyano Sonatını aynı zamanda bir Senfoni olarak da gördüm; her bölümü kafamda orkestre ettim bunun notlarını da tuttum; yaylısazların geniş şarkılı tınıları; kontrabasların derinleştirmesi; kimi zaman kornoların çağrıları, narin ve zarif obua sololar, tutti pasajlar. Senfonik bir sonuç çıkar.. Çalması da dinlemesi de ilginçleşir.. Kafamdaki FSBO ( Fazıl Say Beethoven Orkestrası) sürekli provadaydı; ben de hocalarıydım. Beethoven da benim hocam oldu bu iki sene sürecinde; sürekli azar işittiğimi söyleyebilirim. Ve yoruldum zılgıt yemekten..” 

Fazıl Say'ın yazısının devamını okumak için tıkla

Düşünüyorum; gerçek bir sanatçı böyle olmalı işte diye.

Kişiyi şekilden şekile sokmalı. Yaptıkları, işi, yazdıkları, çalışmaları ve konuştukları ile düşündürtmeli. Öğretmeli ve bunu tam anlamıyla özel bir çaba sarf etmeden kendi doğal akıştaki hayatını yaşarken yapmalı; tıpkı Fazıl Say gibi… Bunu insanlara bir şey öğreteyim diye yapmadığından eminim. O sadece içinden geçenleri, düşüncelerini ve yaşadıklarını paylaşıyor fakat bunu öyle tatlı yapıyor ki adeta bize fark etmeden öğretiyor. Doğal öğrenme oluyor adeta ve bence en güzeli de bu zaten.. Boşuna değil ”Sanatçı örnek alınan insandır.” tanımlaması. Yaşamda bazı insanlar böyledir işte bilgisiyle düşüncesiyle yaşamıyla ilham verir, öğretir, misyonunu terine getirir ve sonuna kadar verir hakkını işinin.

Peki bunu nasıl yapar ?

Bunu yapabilmek için kişinin önce kendini bulması ve tamamlamış olması gerekiyor diye düşünüyorum. Kendine inanması, kendine karşı dürüst olması, kendini her türlü moduyla ve hatasıyla kabul etmesi ve sonuç olarak kendi yaşam yolculuğunda elinden gelenin en iyisini yapmak için çalışması…

Elbette herkes bir Fazıl Say değil, olamaz ve olmasın da zaten; hepimizin kendince bir görevi ve misyonu var. Bizler belki de bu gibi sanatçılardan, bilim insanlarından, yazarlardan ilham alarak aydınlatacağız yolumuzu; tıpkı şu an benim bu yazıyı yazmama vesile olan Fazıl Say gibi.

Sen artık yedin bitirdin piyanoyu, bırak ülkeyi, dünya karşında saygıyla eğiliyor senin gibi bir dehanın. Lakin sen bu sözlerinle, beynimin mecburiyetler kalesi içindeki karanlık bir hücrede yanıp sönen bir noktada duran ”çalışmak” kelimesini, meğer sarayının gül bahçesi gibi görüyormuşsun. Benim gibi bir kör cahile Beethoven’ın 32. sonatını oturtup dinlettin ve içinde aradım veremli çocuk, sincap, cennet, kader, gurur ve umutsuz aşk leitmotifini… Ama ben de dinleyince, kendi dünyam, kendi bakış açım ve kendi entellektüel birikimimle içinde bambaşka şeyler buldum. Belki senin kadar zengin bir beynim yok ama bunun için çalışıyorum.

Ve sen ki koskoca Fazıl Say; hala bize çalışmaktan bahsediyorsan bir kez daha saygıyla önünde reverans yaparak anlıyoruz ve biliyoruz ki bizi ancak çalışmak kurtaracak…

Teşekkür ederiz.

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir