fbpx

Sosyal Medyanın Öz Saygını Zedelediğini Gösteren 5 İşaret: Bunlara Dikkat Et!

Sosyal medya; hepimize “Ben de buradayım!” deme fırsatı yaratan yeni nesil medya.

“Benim de söyleyeceklerim var.”

“Bakın, bu benim hayat tarzım.”

“Bunları giymeye bayılıyorum.”

“İşte en sevdiğim şarkı…”

Sosyal medyanın hayatımızın merkezine oturmasını, insanoğlunun kendini içgüdüsel olarak ifade etme ihtiyacını karşılamasına bağlayabilir miyiz? Eskiden fikrimizi beyan etmek için önce sormalarını beklerdik; artık öyle bir ihtiyacımız yok. Yaz Twitter’a okusunlar. Çek fotoğrafı, koy Instagram’a görsünler. Başlarda sesimizi duyurabildiğimiz, fikrimizi özgürce beyan edebildiğimiz, hayatımızın sergilemek istediğimiz parçalarını gösterebildiğimiz için bize çok iyi geliyordu sosyal medya. Rahatlatıyordu belki de, öyle değil mi?

Peki sonra ne oldu?

Sosyal medya neden soluk soluğa süren bir yarışa döndü?

Dönecekti tabii, ya ne olacaktı? 🙂 İnsanız biz, bayılırız onaylanmaya. Zaman içinde sesimizi duyurma ihtiyacı onaylanma ihtiyacına döndü. “Ben de buradayım.” deme ihtiyacı, yerini “Ben de mutluyum.”, “Benim de hayatım hiç fena değil.” deme ihtiyacına bıraktı.

Yalansa yalan de. Binlerce filtre programı, story düzenleme uygulamaları, o özellik, bu özellik… Nereden çıktı bunlar? İhtiyaç vardı da ondan. Artık bu bir yarıştı, ve hayatımızı ‘daha iyi’ gösterecek her şeye ihtiyacımız vardı. Hayatımızı daha iyi gösterecek olan her şeye ‘okey’dik!

Ve işte şimdi buradayız; sonu olmayan bir yarışın içinde…

Peki hiç yorulduğunu hissetmiyor musun? Elbette hissediyorsun.

Sürekli yenisi çıkan ve ötekini unutturan ürünler, mükemmel bir şekilde dekore edilmiş evler, herkesin çılgınlar gibi eğlendiği cumartesi geceleri, ışıl ışıl ciltler ve kusursuz(!) vücutlar… Tüm bunlar sana “Ben bu yarışın neresindeyim?” dedirtmiyor mu? Yetişemiyormuş gibi hissettiğin olmuyor mu?

Eğer “emin değilim” diyorsan o zaman gel şu beş işarete bir göz atalım.

1. Hesaplarında gezindikten sonra modunun düştüğünü hissediyorsan…

Sadece mükemmel bir yaşama değil, aynı zamanda mükemmel bir yüze, vücuda veya hepsine birden sahip gibi görünen, kusursuz influencer’lara sahip olan sosyal medya platformlarıyla doldu her yer. Köşeye şu notu da iliştirelim: yalnızlıktan muzdarip olanlar veya depresyona meyilli kişiler, sosyal medyada diğerlerinden daha fazla zaman geçirme eğilimindedir. Diğer insanların muhteşem hayatlar yaşadığını düşünmek, zaten depresyonda olan veya yalnız hisseden bir insana kendini ne kadar kötü hissettirir; tahmin etmesi çok zor değil.

Sosyal medyada gezindikten sonra ruh haline dikkat et; kendini nasıl hissediyorsun? Bir anda keyfin kaçıyorsa, modun düşüyorsa belki de sana sandığın kadar iyi gelmiyordur.

2. Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslıyorsan…

Sen iş yerinde veya kitapların arasında sıkışıp kalırken, Instagam’da takip ettiğin veya Facebook’ta arkadaş olduğun her insan,  senin kafandaki rüyayı yaşıyor gibi göründüğünde, işte sana kocaman bir kıyas!

İşin aslı, çoğu insan hayatlarının sadece çekici kısımlarını yayınlarken olumsuz taraflarını -doğal olarak- gizliyor. Hemen hemen hiçkimse ağlarken story atmaz. Veya çektiği aşk acısını story’lerde naklen yayın yaparak sana izletmez. (İstisnalar kaideyi bozmaz. 🙂 )

Bak bu yazı bununla ilgili: Sosyal Medyadaki Kusursuz Hayatlar

Bu nedenle, günlük aktivitelerini, lisedeki sınıf arkadaşının Avrupa’ya yaptığı en son seyahatiyle karşılaştırmak sağlıklı değil. Hiçkimsenin hayatı mükemmel değil. Bunu idrak etmek sana çok şey kazandıracak.

3. Yüz yüze iletişimde sıkıntı çekiyorsan…

Çevremizdekilerle yüz yüze konuşmak yerine sosyal medyada daha fazla etkileşimde bulunmak, kaçınılmaz olarak yüz yüze yaptığınız etkileşimleri etkiler.

Uzun zamandır görüşmediğin arkadaşının Instagram’a koyduğu fotoğrafın altına “Bi ara görüşelim!” yazmak, DM atmak çok zahmetsiz ve kolay evet; hangimiz yapmıyoruz ki… Fakat iletişimin sosyal medyaya kaymasıyla, yüz yüze iletişim pratiğimizi kaybetmeye başladığımız gerçeğini de aklında tutmanı isteriz. Yeni tanıştığın insanlarla konuşurken göz teması kurmakta zorlanıyorsan, kelimeleri çıkıştıramıyorsan belki biraz yüz yüze iletişim kurmanın vakti gelmiştir. İletişim kabiliyeti pratik ister; yeni ortamlara girmek, yeni insanlarla tanışmak pratik yapmana yardımcı olacaktır.

4. Paylaşımların çok ‘like’ aldığında kendini onaylanmış hissediyorsan…

Gurur duyduğun bir şeyi gönderdiğinde herkesin buna bayılması harika bir duygu, evet. İster muhteşem bir selfie, ister esprili bir tweet olsun; paylaştığında kendini iyi hissetmende hiçbir sakınca yok.

Sorun, kendini onaylamanın bu tepkilere ve beğenilere dayanması… Ve daha da kötüsü, beklediğin övgüyü almadığında ışığının söndüğünü hissetmen. Değerini like’ların belirlemesine izin vermemelisin.

Bu, hayattaki var oluşunu, değerini tamamen başkalarının elindeki butona bırakmaktan başka bir şey değil. Bunu kendine yapma, lütfen!

Kaynak: @karina_august_

5. Bir şey paylaşmadığında kendini suçlu hissediyorsan…

Işıl ışıl, harika bir mekana gittin, tam story gönderecekken şarjın bitti, hay aksi!

Çok güzel görünen bir tatlı geldi masaya ama sen daha fotoğrafını çekemeden insanlar tatlıya daldı ve bütün görüntü bozuldu, tüh!

Çok meşhur bir müzeye girdin ama içeride fotoğraf çekmek yasakmış, ne anlamı kaldı şimdi!

Festivalde çektiğin story’lerde ses çıkmamış, oldu mu bu ya?

Böyle zamanlarda kendini kötü, keyifini ise kaçmış hissediyorsan, tehlike işareti! Sakın seni eleştirdiğimizi, üstüne geldiğimizi düşünme; hepimiz oradaydık zaman zaman. 🙂

Sana hesaplarını kapat, sosyal medya kullanma demiyoruz. Kendini, değerini, hayatını sosyal medyadan ayırmanın iyi geleceğini, içinde bulunduğun yarıştan sıyrılman gerektiğini, kimsenin o kadar da harika(!) bir hayatı olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.

Like’lar olmadan da çok güzel ve değerlisin!

Güven bize.

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:

KİK’i bizimle tanıştıran Ceren, Uluslararası İlişkiler ve Halkla İlişkiler bölümlerinin mezunu. Rüzgarı arkasına alarak kurumsal hayatı bırakıp hayallerine koşan klişe(!) bir öyküsü var. Bilinçaltı Dönüşüm Programı, NLP ve Yaşam Koçluğu eğitimlerini tamamlayarak sevdiği işi yapmak için kişisel gelişimin mucizevi dünyasına girdi. KİK’in kurucu editörlüğünü üstlenmekle birlikte, NLP uygulayıcılığı ve Yaşam Koçluğu yapıyor. İzmir’de yaşıyor. Hayvanlara aşık; bir köpeğin güzelliğinden gözleri kolaylıkla dolabilir. Hava durumuyla ruh hali paralel olarak değişir. Her duyguyu hakkını vererek yaşamaktan, durmadan konuşmaktan ve sabah uyandığında kahve içmekten asla vazgeçmez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir