Aşkın En Büyük Kuralı

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken; pireler berber iken…

Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar ve masalın girişini yalan yanlış hatırlar iken… Uzak mı uzak bir diyarda çok yakışıklı bir kral ve dünyalar güzeli kraliçesi yaşarmış. Yaşarmış ya, uzun süre bu aşıkların çocukları olmamış. Duaları neden sonra duyulmuş ve yeni doğan prensin haberi herkesi mutluluğa boğmuş. Gökyüzü daha mavi, yıldızlar daha parlakmış artık!

Kral ve kraliçe mi? Onlar da mutluymuş, mutluymuş elbet… Çok şükür her şey yolundaymış, doğan prensin yılan olması dışında…

Masal bu ya, yıllar boyu gerçeği herkesten saklamışlar.

‘Tek oğlumuz, kıymetlimiz’ deyip gözlerden ırak tutmuşlar. Prens büyümüş, evlilik çağına gelmiş. Dört bir yana haber salmışlar: Kıymetli prense eş olmak isteyen kızları saraya davet ediyorlarmış.

Birbirinden güzel kızlar prensle evlenebilmek için sıraya girmişler. Sonunda içlerinden biri seçilmiş, peri masallarına layık bir düğün düzenlenmiş. Düğünde yok yokmuş: Dünyanın en becerikli aşçılarının hazırladığı lezzetli yemekler, diyarın en yetenekli müzisyenleri… Aslında bakarsanız, düğünde sadece prens yokmuş… O da varsın olmasınmış.

Neuschwanstein castle, Germany

Eğlencenin sonuna doğru kızımız ipek geceliğiyle prensin odasına süzülmüş. Meraktan tir tir titriyormuş. Böyle özenle gizlenen prensi, kim bilir ne kadar yakışıklı, ne kadar büyüleyiciymiş. Odaya girmesiyle yılanı görmesi bir olmuş:

“Fakat, nasıl olur… Hani şey, çok değerli prens… Ama bu…”

Başından aşağı kaynar sular dökülmüş sanki… Derken prens korkutucu sesiyle emretmiş: “Soyun”. Yavrucak soyunmuş eli mahkum, yılan kızı sokmuş…

Ertesi gün ülke, düğün gecesi hayata gözlerini yuman prensesin haberiyle çalkalanmış.

< Tüh tüh, vah vah… Talihsiz prens, kadersiz kızcağız… >

Çok geçmeden yeni bir prensesin arayışıyla açılmış sarayın kapıları… Sırma saçlılar, kalem kaşlılar… Diyarın en güzel kızları toplanmışlar prenses olabilmek için… Neden sonra içlerinden biri seçilmiş. Eskiler olacakla öleceğe çare bulunmaz derler. Gerdek gecesi prens “soyun” demiş. Yavrucak önce soyunmuş, sonrası malum…

Günler günleri kovalamış, genç kızlar bir bir kurban oluyormuş.

Rivayetler yayılmaya başlamış ülkede, kimse istemiyormuş artık prenses olmayı…  Derede bulmadılar ya canlarını, korkuyorlarmış kaybetmekten… Felaket rüzgarları ülkenin dört bir yanından esiyor, gürlüyormuş…

Genç kızlar köşe bucak kaçadursunlar, dağların eteğinde bir güzel yavrucağı prense götürmek üzere yakalamış saray muhafızları. Kızcağız allem etmiş, kallem etmiş, yakarmış, yalvarmış…

“Bugünümü verin bana” demiş. “Söz, geleceğim yarına”.

“Peki” demiş muhafızlar. “Olur da gelmezsen, kelleni bu mızraklarla alırız”.

Korkusundan sesini çıkaramamış kızımız, nehir kenarına yığılıvermiş. İçli içli ağlamaya başlamış. Gözyaşları nehrin sularına karışıyor, ruhunu karanlıklar basıyormuş. Derken beyaz saçlı, nur yüzlü bir bilge belirmiş tepenin başında…

“Can kızım” demiş, “N’için ağlıyorsun?” .

Hıçkırıklar içinde cevaplamış kızımız, dökmüş eteğindeki kara bulutları. Yaşlı bilge uzun uzun kıza bakmış, sonra eğilip yavaşça kulağına fısıldamış:

“Can kızım, gerdeğe girmeden önce kırk kat giyin. Prens ‘soyun’ dediğinde yalnızca bir katı çıkar üzerinden. Sen de ona soyunmasını söyle, korkma, kurtulacaksın bu kabustan.”

Gözlerini açtığında kendini nehir kenarında bulmuş. Rüya mıydı, hakikat mi derken vaktin geldiğini farketmiş. Kırk kat giyinerek adımlamaya başlamış saray yolunu.

man and woman hug each other under water

Düğün değil de, cenazedeymiş sanki. İçinden sürekli dua ediyor, hayatta kalmak için bir yol görmeyi diliyormuş.

Gerdeğe girmek üzere prensin odasını aralamış lakin korkunç bir yılan, tıslaya tıslaya ona doğru yaklaşıyormuş.

“Soyun” demiş yılan.

Kızımız sakin ve kararlı bir ses tonuyla “Soyunacağım, fakat bir şartım var” diye cevaplamış.

Prens şaşkınlıktan deliye dönmüş: “Nedir şartın?”

Prenses sakinliğini bozmadan: “Sırayla soyunacağız; önce sen, sonra ben…”

Yılan prens anlam verememiş kızın haline. Anlam verememiş ya, yine de kabul etmiş: “Peki, madem öyle istiyorsun…”

Bir kat kız çıkarmış elbisesini, bir kat yılan… Bir kat kız, bir kat yılan…

Derken üzerindeki kırkıncı katı çıkaran yılan, çırılçıplak kalmış prensesin karşısında…

O da ne… Artık bir yılan değil, çok çekici bir prensmiş. Kızımız coşkuyla sarılmış prensine! Tüm varlığıyla, tüm kalbiyle şükretmiş Tanrı’ya. O gece birbirlerinde kaybolmuşlar, sonraki gece ve sonraki gece de… En iyi hallerini bulana dek…

Masaldan ne çıkarsak da saklasak, koysak cebimize? İlişkilerde kadın ve erkeğin birbirine adım adım yaklaşması gerektiğini mi mesela? Hani şey gibi, birden çırılçıplak kalırsan; yılan seni sokar… Bu onun doğasıdır, ilişkide kadın ya da erkek farketmez, ilk soyunanın karşısındaki yılana dönüşür. O yüzden sırayla soyunmalı, birlikte… Birlikte çırılçıplak kalmalı… Ki doğamızın kurbanı olmayalım…

Aşkın en büyük kuralı, tek tek çıkarmaktır ruhumuzdaki katmanları…

Sırayla soyunduğumuz ve en iyi halimizi bulduğumuz ilişkilere!

Sevgiyle kal…

Not: Masalı yıllar, yıllar önce Ahmet Altan’ın bir kitabında okumuştum. Hatırlayabildiğim kadarıyla yazdım, hatam olduysa affola…

Bunlar da ilgini çekebilir:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir