En Büyük Özgürlüğün: Özgüvenin

“Şu işe bir gireyim, sonra her şey düzelecek.”

“Kollarım daha kaslı olursa beni beğenirler.”

“Ah bir evlensek, sonra rahatlayacağım.”

“Biraz kilo verebilirsem güzel olacağım.”

“Projeyi tamamlayabilirsek başarılı hissedeceğim.”

Hayatın ne kadar bağlı birşeylerin olmasına, öyle değil mi? Kızı tavlayabilirsen kendini daha iyi hissedeceksin, kilo verirsen güzel olduğunu düşüneceksin, terfi alırsan işe yaradığını bileceksin… Koşulsuz hissedemiyor muyuz güzel olduğumuzu, sevilmeyi hakettiğimizi ya da değerli görülebileceğimizi? Muhakkak bir şarta bağlı olmalı, öyle mi? Dünyada varolan güzel sıfatların, iyi hissettiren vasıfların bir bedeli olmak zorunda mı? Verdiğim kilolarla mı alıyorum “güzel” etiketini? Ya da özgeçmişime eklediğim prestijli okullarla mı saygınlık basamaklarını adımlıyorum? Emin misin? Ben değilim…

İstediğin vücuda sahip olsan da, hayalindeki kariyeri yaratsan da, yıllarca peşinden koştuğun o kadınla/adamla evlenip çocuk yapsan da değerli hissedebileceğinden emin değilim. O kadar kesin konuşmayayım mı, rahatsız mı oldun? Peki. Belki bir süre değerli olduğunu düşünebilirsin.

Senaryoya birlikte bakalım mı? Kahve demlersin belki bir fincan, mevzu derin…

İstediğin kiloya geldin, inanılmaz çekici bir vücudun var, ne giysen yakışıyor (poponu kaşı :). Hayallerindeki işe de girdin, hadi hayırlı olsun. Hatta şu çok beğendiğin adam/kadın vardı ya, onunla şahane bir ilişkiniz var. Değerli, başarılı, mutlu, rahatlamış hissediyor musun kendini? Kısa bir süre için evet. Peki ya sonra?

Bulunduğun ortamda senden daha iyi görünen birileri olduğunda vücuduna duyduğun güven zarar görecek mi? İçten içe kötü mü hissedeceksin kendini yoksa? O adamın kolları seninkilerden daha mı güzel? Bu kadının yüz hatları kusursuz, zihnini meşgul edecek mi tüm bu ayrıntılar? Sevgilin arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istediğinde kıyametleri koparacak mısın? İçten içe benden daha iyisini bulur mu diye soracak mısın kendine? Sana sevgisini, bağlılığını sunduğunda onu kabul edebilecek misin? Yoksa inancını yitirip “bir gün gidecek” diye korkuyu mu kucaklayacaksın sevdiğin adam/kadın yerine? Patronundan attığın her adımda onay bekleyip, alamadığında geri çekilecek misin? Hazırladığın rapor beğenilmediğinde okları kendine çevirecek misin? Yoksa iş arkadaşlarınla kendini kıyaslayıp eksik olduğunu mu düşüneceksin?

Eğer yok umrumda olmaz diyorsan aslan parçasısın, tanıştığımıza memnun oldum. Yazının bundan sonraki kısmı içinde minik de olsa bir şüphe barındıranlar için…

Uzaktan yakından, içinden bir yerden tanıdık geliyorsa bahsettiklerim sana; utanç ya da suçluluk duyabilirsin, hakkındır. Utanma, suçluluk duyma demeyeceğim sana. Çünkü ilk adım duygularınla barışmak. Ağır bir sayfayı açıyoruz, bu sayfayla birlikte gelen her duygu kabulümüzdür.

Yudumladığın kahvenin tadının acı gelmesi pahasına şunu söylemek istiyorum, merkezinde değilsen; hayatta dilediğin statüye erişemeyeceksin. Merkezinde olmaman; özgüveninin dışsal etkenlerce tahrip edilebileceği, yaşadığın olaylara göre şekilleneceği anlamına geliyor. İyi haber, eğer bunu yakalayabilirsen hayatın sonsuz ve sınırsız güzelliklerinin önüne serilecek olması.

Özgüvenin kaynağı “sende” olmalı.

Dışardan beslenmeyecek mi, diye soracaksın bana. Elbette besleyeceksin kendini çevresel zenginliklerle. İltifat edildiğinde gülümseyecek, alkış aldığında selam vereceksin. Sıkıntılı nokta dışardan gelen bu pozitif/negatif etkilerin “kendinle ilgili fikirlerini” değiştiriyor olmasında.

Özgüvenimin tamamen dış dünyaya bağlı olduğunu düşünsene.

Ahmet beni beğendi, güzelim.

Mehmet zeki olduğumu söyledi.

Ayşe popomu büyük buldu.

Ahmet fikrini değiştirdi, şişmanmışım.

Mehmet vazgeçti, yeterince zeki değilmişim.

Fatma dikkatsizliğimi eleştirdi, özensizmişim.

Ben kimim tam olarak? Neyim? Hangi sıfatları hak ediyorum? Her gün toplum beni yeniden mi şekillendirecek? Bugün iyiyim, yarın garip miyim? Bugün güçlüyüm, yarın iradesiz miyim? En iyisi şöyle yapalım, ben bırakayım kendimi. Ahmet, Mehmet istedikleri gibi yazsınlar beni. Oldu mu?

Olmadı. Özgüvenimi ben yaratacağım. Ona ben şekil vereceğim. Kendime “önce ben” değer vereceğim ki şarttan koşuldan arınsın şu kısacık ömrüm. Mehmet’in Ayşe’nin fikirleri benim için değerli olsun, ama beni baştan yazıp çizecek kadar önemli olmasın. Alkışlar beni mutlu etsin, eleştiriler düşündürsün. Ama kendimle ilgili düşüncelerimi, hislerimi değiştirmesin.

Peki nasıl?

Aslında çok basit: Kendine kibar davranarak. Bunu daha önce hiç deneyimledin mi, bilmiyorum. Kendine çok kıymetli, çok önemli biriymişsin gibi yaklaştın mı hiç? Ruhuna saygı duymaktan, nazik olmaktan bahsediyorum. İçsel dialoglarında takındığın sıcacık tavırdan, kendini incitmemek için gösterdiğin şefkatli çabadan bahsediyorum.

Çok değerli, çok nadir bulunan bir varlık gibi davran kendine. Minicik, tertemiz, savunmasız bir çocuğa bakar gibi bak. Güzel yemekler yedir, sağlığına özen göster. Saçlarını şevkatle tara, aynada sevgiyle selamla. Söylediklerini dikkatle dinle, nezaketle sorularını cevapla. Yorulunca dinlenmesine izin ver, neşeliyse coşkusunu çoğalt. Üzüldüğünde teselli et, kızdığında hak ver.

Özenle baktığın, üzerine titrediğin bu varlığı sevmeye başlayacaksın zamanla. Ona böylesine nezaketle emek verdikten, kibar davrandıktan sonra dıştan gelen etkiler eskisi kadar sarsamayacak iç dünyanı. Kendini kıymetli hissedecek, fikirlerine başkalarının düşüncelerinden daha çok önem vereceksin. Sarsılmaz bir özgüven dolaşacak kanında, ömrünün sonuna dek seni koruyacak.

İşte o zaman güzel olmak için kilo vermen gerekmeyecek. Başarılı hissetmek için falanca okulu bitirmesen de olacak. Komşunun oğlu evleniyo, senin aklın havada dediklerinde gülümseme gelecek içinden. İşte o zaman şartsız koşulsuz yeterli hissedeceksin kendini, olduğun gibi… Nasıl bir özgürlük olduğunu hayal edebiliyor musun? Değerli olduğunu bilerek yaşamanın… Sahip olduklarını hak ettiğini bilmenin, kendini güzelliklere layık görmenin… Ve bunu çabasız, olduğun gibi başarabilmenin…

Kıyaslama yok, hayal kırıklığı yok, sağlam ve yıkılmaz bir sen sadece… Bunu yaşamayı hak ediyorsun, hepimiz hak ediyoruz.

Sevgilerimle,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir