Ders Çalışma Yöntemleri: Sana En Uygun Öğrenme Metodu Hangisi? Testi Çöz!

 

Başlamadan önce hangi yöntemle daha iyi öğrenebildiğini tespit edebilmek için küçük bir test yapalım…

 

Geçmiş olsun, testimiz sona ermiştir 🙂

Öğrenme yöntemini sınıflandırdığımıza göre, konumuza gelebiliriz. Bugün “ders çalışma yöntemleri” üzerinde konuşacağız.

Öncesinde mini muayene yaptım ki; sana en uygun çalışma metodunu belirleyebilelim, zamanını ve enerjini doğru kullan. Unutma ki,

İstediğin sonuçları almak sabır ve istikrar gerektirir. “Ya biz şimdi bunu nerede kullanıcaz ki?” ya da “Bu nedir abi, sistem inanılmaz saçma!” gibi söylemler işe yaramaz. Aksine, enerjini düşürür ve seni yavaşlatır. Geleceğinin birkaç saatlik bir(kaç) sınavla belirlenmesi ne kadar doğrudur? Tartışılır… Ama elimizde kesin olan şudur ki, sana an itibariyle aptalca gelen bu bilgiyi sınavda kullanacaksın. Dolayısıyla sistemin ne kadar saçma, adaletsiz, işe yaramaz olduğunu düşünüyorsan; ilk önerim onu düşünmek için harcadığın mental enerjiyi ders çalışmaya kanalize etmen olacaktır (aşırı samimiyetsiz Umbridge gülüşü).

İlk kural: Seni motive eden ve başarını destekleyen her şey dostundur.

Her sene bir sınav, omuzlarında dünyanın yükü, ya yapamazsan korkusu, aile/çevre baskısı… İnan çok iyi anlıyorum, ne kadar zor olduğunu biliyorum. Baş etmekte zorlanıyor musun? Hakkındır, bünyeye fazla gelir bunca stres. O yüzden unutma, her şeyden önce mental bir sürecin ortasındasın. Ayakta kalan, kazanır. Dolayısıyla seni motive eden, yüzünü güldüren; sana can veren her şey dostundur. Basket oynamak seni mutlu ediyorsa, bırakmak motivasyonunu düşürecektir. Oje sürüp kız arkadaşlarınla gıybet yapmak rahatlatıyorsa, eve kapanıp “çalışmam lazım” demek canını sıkacaktır. Bu yolda dostlarını ve düşmanlarını tanımak ilk stratejik adımdır. Sınavlara, hocalara ve eğitim sistemine sövmek: Enerji düşürücü ve gereksiz… Kesinlikle dost değil, üzgünüm ama öyle. BIRAK! Basket oynayıp deşarj olmak: Eğlenceli ve yenileyici… Kesinlikle dost, DEVAM! Vakit kaybı diye düşünme sakın. Zamanı doğru kullanmak deriz buna. İşine yarayan, seni yenileyen ve sana hayat motivasyonu veren aktivitelere zaman ayırmalısın. Burada basketin yerine dilediğini koy, tek kural sana iyi gelmesi. Basket oynamış bir sen, iki saatlik çalışmayla; basket oynamamış senin tüm gün çalıştığından fazlasını başaracaktır.

Kaynak: @thebibliotheque

İkinci kural: Planlı olmak / rota çizmek hayat kurtarıcıdır.

Öğrencilerin çoğu nasıl çalışacaklarını bilmemekten değil neye çalışacaklarını bilmemekten başarısız olurlar. Bu yüzden yönlendirici bir hoca ya da koç yardımı alma yolunu seçebilirler. Böyle bir imkanın olmayabilir, kendine koçluk yapmak da sana fazlasıyla yetecektir. Örnekle açıklayalım mı? Konumuz fonksiyonlar, pazartesi okulda sınav var, seneye kritik zaten… Napıcaz, neye çalışıcaz şimdi? Konu anlatımlı bir matematik kitabını alıyoruz (ilerleyen zamanda seviyelere göre kitap da öneririm isterseniz); anlamadığımız, kafamıza yatmayan yerleri aydınlatmak için güzelce okuyoruz. Çözümlü örnekleri ve konu anlatımı içerisindeki minik kolay soruları çözüyoruz. Sonrasında kitabın testlerine geçiyoruuuz. “Hadi ya, hiç bilmiyorduk, söylediğin iyi oldu!!” dediğini duyar gibiyim 😀

Genelde nereden çalışsam, ay ders notları, aman çözümlü test kitabı, konu anlatımlı fasikül parçacığı derken çorba oluyor insan. Beş dakika deftere baktıktan sonra üç dakika soru bankası, on iki dakika napsam diye düşünmece, yirmi yedi dakika Betül’e sormaca ve biraz dedikodu, dört dakika Betül’ün dediği kaynaktan nasiplenme, en son “amaaan be” diyip dizi izlemeceye döner o iş. Kendimden biliyorum 🙂 Bu yüzden plan hayat kurtarır. Yanına minik bir kağıt al ve yaz: “A kitabı konuya çalış, soruları çöz; B kitabı sadece sorular, gerekirse konuya göz at; C kitabından çıkmış soruları bitir.” Aylık, haftalık plandan bahsetmiyorum bak. O akşam çalışmak için masa başına oturduğunda yapacağın plandan bahsediyorum. Not kağıdına yazdıklarını bitirmeden uyuma o gün. Başlarda zorlanabilirsin, ama dengeye geleceksin; zaman ver. Bir süre sonra C kitabını yarına bırakayım, bugün yetiştiremem diyip uygulanabilir mini rotalar çizmeye başlayacaksın. Sonra mı? Üniversitede çimlerde yayılma queyfhi 😀

Kaynak: @the_spines

Üçüncü kural: Terlemek başarıya götürür.

Tüm bu ahval ve şerait içinde seni geliştiren aslında ne biliyor musun? Soruyla karşı karşıya kalıp kafa patlatmak… Fonksiyonlardayız, konuyu bitirdik, sorulara geçiş yapıyoruz yavaştan. Başlarda tıkır tıkır gidiyor, keyifler yerinde. Zamanla sorular zorlaşmaya, moraller düşmeye başlıyor. İki seçenek var: Çözüme bakıp “heee” demek ya da ter dökmek. Genelde çözüme bakıp hayatımıza devam ederiz. Doğru mu? Üzgünüm, değil. Konuyu içselleştirmek için mücadele etmek gerekir. Hiç unutmam; üniversitede tonton, dünya tatlısı bir hocamız vardı. Gözlerini kapata kapata anlatırdı dersi, rengarenk tahta kalemleriyle girerdi amfiye. Ders çalışma tekniklerinden, zamanı verimli kullanma yöntemlerinden bahsediyordu bir gün. Dedi ki “Çoğunuz zannediyorsunuz ki, ne kadar çok çözersem o kadar başarılı olurum. Aksine, çözemediğin soruda ne kadar ter dökersen o kadar başarılı olursun”.

Şimdi gelip bana sorsan, iki ipucu ver nasıl edeyim desen; çözeme, terle derim. Uzun uzun düşün, konuya dön, farklı yollar dene ve gerekirse tekrar tekrar yanlış çöz.  Doğru cevabına bakıp “Ha evet ya böyleymiş” demek yerine araştırarak, kafa patlatarak çözüme gitmek; o konuyu kalıcı olarak öğrenmeni sağlar. Bu yöntem sana iki şey öğretir:

  • Bilgiyi nasıl kullanacağını
  • Kendine neden güvenmen gerektiğini

Sonrası pratik; sonrası iyilik, sağlık, güzellik 🙂

Kaynak: @thebibliotheque

Dördüncü kural: Sana en uygun öğrenme metodu, bu işin püf noktasıdır.

Bu kısım yıllardır zihnimizi kurcalayan problemin cevabını içeriyor. Hepimizin hayatında bir Deniz, bir de İlkay vardır: Deniz karizmatiktir; az çalışarak hayvan gibi notlar alır. İlkayımın boynu bükük, saatlerce oturur masa başında, bir türlü olduramaz. Deniz gelip artistlik yapar, garibanım İlkay ağzına yüzüne vurmak ister, onu da yapamaz 😀 Gıybet ortamlarında Deniz’in ne kadar zeki olduğu konuşulur, İlkayımın adını kimsecikler anmaz.

İki durumu incelediğimizde, Deniz’in gerçekten de İlkay’a göre az çalıştığını gözlemleriz. Kaçırdığımız nokta, doğru metodu kullanıp kullanmadığıdır. Kimisi dersi derste öğrenir, sadece soru çözer, namı yürür. Garibanım okur okur anlamaz, daha çok okuması gerektiğini düşünüp üzülür. Öteki masa başında oturamaz, malum yerinde kurt vardır… Deniz, sadece, ona en uygun öğrenme yöntemini keşfetmiş olandır; daha zeki olan değil. Aynı şekilde İlkay, vasat zekası yüzünden düşük notlar alıyor değildir. Kendisinde en çok işe yarayan metodu henüz keşfedememiştir, o kadar.

Yazıya mini testle başladık ya, öğrenme yönteminle ilgili bir fikrin olsun diye yapıldı işte o. Görsel çıktıysan bol bol oku, duvarına hatırlatıcı notlar as, okulda/dersanede tahtada yazanlara dikkat et. İşitselsen hocaya kulak kesil, önemli konuları kendi sesinden duy, ezberlemek istediğinde tekerlemeler uydur. Dokunarak öğreniyorsan kalk ayağa, ellerini kollarını kullanarak anlat konuyu kendi kendine.

Test, işin fanfinifinfonu; deneyerek hangisinin en çok işe yaradığını keşfet. Bir konuya yazarak çalış, diğerini dinle, öbürünü kendi kendine konuşarak tamamla. Bak bakalım hangisi sana daha uygun? Kendini sınırlama, geniş pencereden bak: Belki hem konuşup hem yazarak çalışmak cuk diye oturacak sana. Bunu keşfettikten sonra işimiz tamam. Tebrikler, yolun açık olsun 😀

Zor, biliyorum. Kolaylaşsın diye buradayım…

Keşfedip öğrenicez birlikte. Sabırlı ol, desteğe ihtiyaç duyduğunda yaz bana. Ders çalışıyorsan sadece ders çalış. Önünde kitap “Ahmet iyi akşamlar derken aslında ne demek istedi?” diye düşüneceksen kalk masadan. Yarım saat Ahmet’in ne demek istediğini düşün, sonra başla. Konsantre ol ve zamanını en verimli şekilde kullan. Sonrası mı? Sonrası çok zevkli, kendimden biliyorum. 🙂

Sarıldım, öptüm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir