Fransız Kadınları Fit Kalmayı Nasıl Başarıyorlar?

“Güzellik, doğanın kadınlara verdiği ilk armağan, aynı zamanda geri aldiği ilk şeydir.” diye bir sözleri var Fransızların, duydunuz mu bilmiyorum. Paris seyahatim sırasında şunu gördüm; doğa Fransız kadınlarına torpil geçmiş.

Bırakın yaşlanmayı, zamanla güzelleşmişler sanki. Fiziksel uyumun, simetrinin ötesinde güzellikleri… Havalarında, bakışlarında, el kol hareketlerinde bile ahenk var. Çok bakımlı, özgüvenli ve havalılar! Dahası, inanılmaz fitler! Ne yiyolarlar, ne içiyorlar da böyle kalabiliyorlar? Üstelik Fransız mutfağı yağsız tuzsuz yemeklerden de oluşmuyor; yağlı ördekler, hamurlar, peynirler, sufleler… Fransız Paradoksu deniyor bu duruma: onca çikolatanın, peynirin, yağlı ana yemeğin içinde incecik kalabilen kadınlar… 🙂

Sizler için araştırdım, derledim, toparladım. Buyursunlar efendim, Fransız kadınlarının sırları…

Asla aç kalmıyorlar ve atıştırmıyorlar!

Beslenme kültürlerindeki birinci kural “Vaktinde ye!”. Üç öğün yemek yiyorlar ve kesinlikle atıştırmıyorlar. Sofrada olmaktan keyif almak onların kültüründe var. Yemek yerden dinleniyor, enerji topluyorlar adeta. Dolayısıyla saygı duyarak, tat alarak, koklayarak, hissederek yiyorlar. İki arada bir derede, ayaküstü atıştırmak kesinlikle onlara göre değil. Yemek, vaktinde ve usulünce yenmeli. Boşuna dememişler, “En düzgün işleyen saat midedir.” diye. 🙂

Çok yavaş yiyorlar!

İlk lokmadan en az 20 dakika sonra beynimizin tokluk sinyalini aldığını hepimiz biliyoruz artık. Fransızlar konuşa konuşa, dinlene dinlene yiyorlar. Lokmalarını uzun süre çiğniyorlar. Hatta zaman zaman ellerinden çatalı bıçağı bırakıp ara veriyorlar yemeklerine. Yavaş yedikleri için küçük porsiyonlarla doyabiliyorlar. Zevk için yiyorlar, aldıkları hazzı zamana yayıp sunumun ve anın tadını çıkarıyorlar adeta. “Her zamankinden az ye.” kuralına uyabiliyorlar bu sayede. Doymak için tabak tabak yemelerine gerek kalmıyor. 🙂

Günde iki kere yoğurt tüketiyorlar!

Fransızların kilo almamasının en büyük sebeplerinden biri yoğurt! Özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı engellediği ile ilgili çok şey yazıldı, çizildi. Zengin ve sağlıklı bir besin kaynağı, bağırsak florasını düzenliyor; içerdiği kalsiyum çok kıymetli. Fransızlar, özellikle sabah kahvaltısında tüketiyorlar yoğurdu. Bu şekilde önceki akşam yedikleri yemeğin sindirimi kolaylaşıyor ve günlük kalori dengeleri bozulmuyor.

Meyveden çok sebze, sebzeden çok balık!

Sebze ve balık tüketmeyi çok seviyorlar. Meyveden çok sebze, sebzeden çok balık, yemek kültürlerini sağlıklı kılan maddelerin başında geliyor. Porsiyonları kesinlikle abartmıyorlar. Az az her şeyden yiyorlar.

Lezzetsiz bir tabak yerine kaliteli bir lokma!

Ekmek bulamıyorken pasta yiyen bir toplumdan söz ediyoruz. 🙂 Gerçekten de iki dilim ekmek yerine bir lokma inanılmaz lezzetli bir pastayı tercih ediyorlar. Yediklerinin lezzetli olması onlar için çok önemli. Bir kutu kalitesiz çikolata yemektense pahalı olsa da bir lokma çikolatayı seçiyorlar. Bu şekilde yediklerinden keyif alırken incecik kalabiliyorlar. “Sadece en kaliteli olanı ye!” kuralı, yemek kültürüne elit ve seçici bir tonda eşlik ediyor.

Tartı yerine “fermuar” taktiğini kullanıyorlar!

Kağıt üzerindeki incelikten ziyade kıyafetleriyle takip ediyorlar fit kalıp kalmadıklarını. Böylece yağ oranı, kas oranı gibi parametreler yüzünden kafaları karışmıyor. Pantolonlarına sığamıyorlarsa kilo aldıklarını biliyorlar. 🙂

Çok hareket ediyorlar!

Spor salonlarına yazılmak, pilates derslerinde ter dökmek onlara göre değil. Fakat gün içinde devamlı aktifler. Yürüyebildikleri her yere yürüyorlar. Sabahları Paris sokakları koşan, yürüyüş yapan insanlarla dolu. En önemlisi de spor, onlar için yalnızca gençken yapılan bir aktivite değil. Bu zarif ve karizmatik kadınlar; yaşları kaç olursa olsun formda kalmaya, hareket etmeye ve vücut şeklini korumaya çalışıyorlar.

Öyle görünüyor ki, yemek onlar için ruhsal doyumla özdeşleşen bir aktivite. Masaya oturmak, lezzeti tüm duyularla algılamak, her durumda seçkin ve nefis tercihler yapabilmek… Yavaş yavaş, haz alarak, keyifle yemek… Ne dersiniz? Denemeye değer mi? Ya da şöyle soralım: Siz buna değer misiniz?

Bence fazlasıyla. 🙂

Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir