Kafa Dağıtıp Mutlu Eden 4 Eğlenceli Dizi

Dizilerin, filmlerin gücünü küçümsemeyelim.

50 yaşında kazık kadar adamları ağlatanlar da, en somurtkanları kahkalarla güldürenler de onlar. Dargın olduğumuz sevgilimizi özlettirip arattıranlar da var, uzun zamandır idrak edemediğimiz gerçekleri yüzüme çarpanlar da.

Biz bugün keyfimizi yerine getirip, içimizi sıcacık yapanlardan bahsedelim. Bu dizileri izlerken gün içinde sürekli düşünen zihninizi susturacak, izlediğiniz hayatlara odaklanacaksınız.

F.R.I.E.N.D.S

friends-season-6_gettyimages-154575495Ya ne olacaktı? 1994’te başlayan Friends tam 10 yıl sürdü. Kimse bıkmadı, keşke bir 10 yıl daha sürseydi dedirtti. New York’ta yaşayan 20’li yaşlarda 6 kişinin arkadaşlıkları, ilişkileri, başlarına gelenleri anlatan bu dizi bize dostluğu, sevgiyi, dramların içinde yuvarlansak da gülebilmeyi öğretiyor. Hatta 90’lı yıllarda teknoloji bu kadar ilerlememişken yaşanan hayatların nasıl olduğu hakkında fikir de veriyor. 6 arkadaş bir cafede telefonları çıkarmadan sohbet ederken, Instagram hesaplarımızdan hayatlarımızın nasıl “güzel ve yaşanabilir” olduğu konusunda yarışa tutuşmamışken, herkes sadece kendi hayatıyla ilgileniyorken nasıl bir dünyamız olurdu konulu alternatif evreni tasarlatıyor bize.

tumblr_nls8rw9Mxf1s4c9blo1_500.gif

Herkesin farklı kafası olmasına rağmen kimsenin kimseyi yargılamadan sadece “arkadaş” olabilmeleri de insana umut veriyor. Phoebe’yi “Smelly Cat”iyle, Joey’i yemek sevdasına yapabilecekleriyle, Monica’yı obsesifliğiyle ve onları orijinal yapan diğer tüm özellikleriyle kabul edip arkadaş oluyorlar, ve işte bam! Hayatın sırrı çözüldü. Huzur kabul etmekteymiş. 🙂 Ya da “Bu kadar düşündürecekse neden izliyorum sanki düşünmem gereken az şey varmış gibi” diyorsanız siz sadece eğlenmek için izleyin, yine amacına hizmet etmiş olacaktır. 🙂

Bir gün herkesin semtinde bir “Central Perk” açılması dileğiyle diyorum ve aslında 5 sayfa daha yazabilecekken Friends’i başka bir posta bırakıp sizi sıkmamak adına konuyu burda kapatıyorum.

HEART OF DIXIE

hart-of-dixie-cast

Zoe Heart tıp fakültesini birincilikle bitirmiş, oldukça hırslı ve gelecek hakkında büyük planları olan kendi küçük hayalleri büyük bir doktor adayıdır. Kızımız tam bir “New Yorker”. Sabah elinde Starbucks kahvesiyle son anda durdurduğu taksisiyle işe yetişmeye çalışan, akşam kızlarla margarita gecesi yapıp bol dedikodu eşliğinde partileyen, çok çalışan, çok şikayet eden birisi olmak istiyor ki zaten bu zamana kadar tam da böyle bir hayat yaşamış. Moderen(!) hayatın aşığı olan bu minik kızımız başvurduğu okuldan red yiyince pılını pırtını toplayıp mezuniyetinde ona iş teklif edip kaybolan gizemli amcanın peşinden Alabama’ya gidiyor. Yavaş ve doğal hayata alışamayıp ilk günden pes edecekken onu burada tutacak kadar hırslandıran birtakım olaylar yaşanıyor ve kızımız mücadele etmeye karar veriyor. Bu dizide bir de gözümüz gönlümüz şenlensin diye konulan iki yakışıklı başrolümüz var.

a69f355ea63a64ed_EWW.xxxlarge

Konu ne kadar klişe olsa da diziyi izlerken kendinizi birçok kez Zoe’nin yerine koyarken bulacaksınız. Onun git-gelleri, seçimleri, aşk hayatı, ve kasabadaki yaşam sizi farklı bir dünyaya götürüp sonra evinize geri bırakıyor. Bu dizi elbette ki Friends veya Sex and the City gibi bir efsane değil, ama kafa dağıtmakta, insanın içini yumuşatmakta da oldukça iyi diyebilirim. Zoe ve BlueBell’e en azından 1 sezonluk şans verin.

Not: Rachel Bilson bu role cuk diye oturmuş, kimin fikriydi bu?

THE LAST MAN ON EARTH

sh019213490000

“Ya benim beynimi çok yormasın nolur, ilginç bir konusu olsun sadece öylesine izlemek istiyorum” diyorsanız eskiden işinden nefret eden sıkıcı bir bankacı olan Phil Miller’ın dünyadaki son insan olarak kalmasının öyküsünü izleyebilirsiniz.

giphy.gif

Bu diziyle ilgili tek sıkıntım ilk bölümlerde hepimizin delireceği kadar deliren ana karakterin(!) dizi ilerledikçe fazlaca problemli bir insan haline dönüşmesi. Evet belki abartılı mizahın abartısı buradan geliyor ama bu da benim eyyoğralamam. Ben Phil Miller’ı hayattan nefret eden, hiçbir şeyden taviz vermeyen, kendi halinde bir karakterken daha çok seviyordum. Kendini ispatlama çabası sonradan fazlaca üzmeye başladı deyip spoiler çıkartmadan konuyu kapatıyorum.

TWO AND HALF MEN

two-and-a-half-men

Tam 12 sezon sürerek “e yuh artık” dedirten, tam 3 kere üst üste En İyi Komedi Dizisi dalında Emmy’ye aday gösterilen bu diziyi iki kısımda incelemek doğru olacaktır diye düşünüyorum. Diziye tadını tuzunu veren Charlie Seen dönemi ve o diziden ayrıldıktan sonra yerine geçen Ashton Kutcher dönemi ki ben bu dönemde diziyi pek izleyemedim, yalan yok.

tumblr_oyhrzhko5H1wffto6o2_500

İki kardeş; birisi serseri, yakışıklı, çapkın… Diğeri ise tam aksine sorumluluk sahibi, kısmen daha çirkin ve içe kapanık. Malibu sahillerinin zengin ve gözde bekarı Charlie’nin evinde her gün başka bir güzeli konuk ederken, karısı tarafından terk edilen erkek kardeşi Alan’nın ve onun küçük oğlunun eve gelmesiyle hayatı birden bire değişir. Siz de bu değişime şahit olursunuz. Gülersiniz, eğlenirsiniz… Dizi ileriledikçe Alan’nın oğlu da eş zamanlı olarak büyür, gerçekçiliği daha bir artar.

E iyi seyirler o zaman… 🙂

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir