Aşkta Kuralları Baştan Yazmak

Gerçek sevginin ne olduğunu bilmeden, birilerinin sana acı çektirmesini aşık olmak sandığınız zamanlarınız oldu mu? Bizim jenarasyonun yarasıdır… Ne tür diziler izlemişsek, neler okumuşsak gençliğimiz böyle ilişkilerle yandı kül oldu vallahi… 🙂 Gerçi Vahşi Güzel, Rosalinda gibi dizilerle büyüyen bir nesilden ne beklenirdi bilemiyorum.

Ben size aşk acısı çekmeyin demiyorum, siz yine çekiniz efendim. Ama sevmeyi de ihmal etmeyin. Çünkü bazen üzülmekle o kadar meşgul oluyor ki insanoğlu, neye üzüldüğünü bile unutuyor.

Ben de dizilere konu olacak müthiş üzülmeler yaşadım elbet. (Yazar burada gençliğine bakarak iç geçirir…) Yok yok, daha 24’üne yeni basacak olan bir çıtırım hahayt. Bu arada doğumgünüm 25 şubat hani kutlamak isterseniz falan… Neyse konuya dönüyorum; bu üzülmelerden çok güzel dersler de çıkardım hatta. İnsan üzüldüğünde kendiyle daha samimi oluyor. Ama sevgiyi yeni yeni öğreniyorum…

Eskiden sevgimi karşımdakine belli etmemeye çalışırdım, şımarmasın diye.

Şimdi utanmasam sevdiğimi alnıma yazacağım, şımarsın da mutlu olsun diye.

Eskiden bir elim hep kapıda olurdu, ilişkim biterse “hehe ben zaten gidecektim ki” diyeyim de üzülmeyeyim diye.

Şimdi kapının yerini bile bilmiyorum, illa gerekirse arar buluruz.

Eskiden ilişkiyi birbirine benzemek ve hatta benzetmek zannederdim.

Şimdi biliyorum ki ilişki iki farklı insanın hayatlarını birleştirip bambaşka bir renk bulmasıymış.

Sizinle iletişime geçiyoruz sık sık, beni az çok biliyorsunuz. Hah beni alın, tam tersimi yapın, işte size erkek arkadaşım. İçsellikten hiç haz etmeyen, son derece somut gerçeklerle yaşayan bir insan düşünün. Kız arkadaşı sürekli enerji diyor, frekans diyor. Kızın odasının her yerinden evrene mektuplar, şükür egzersizleri, meditasyon notları, vizyon panoları çıkıyor. Filmin en güzel yerinde adamı “ay sanırım üçüncü gözümde mavi bir ışık gördüm” diye arıyor. Bazen düşünüyorum; ilişki için benzemek ön koşul olsaydı bizimkisi kaç gün sürerdi diye…

Benim izlediğim mükemmel, sulu dizileri hiç sevmez, dinlediğim şarkıları dinlemez. Ben günde 3-5 kahve yuvarlamazsam deliririm, sıcak içeceklere bayılırım; o kahveden ve tüm sıcak içeceklerden nefret eder. Ben yemekleri tuzlu, limonlu, baharatlı severim; o olabildiğince sade, tuzsuz ve az baharatlı sever.

Ben erkek arkadaşımın dinlediği müzikleri iki dakika sabredip dinleyemem, animeleri de hiçbir zaman anlamayacağım. Oynadığı bilgisayar oyunlarını hele, hiç beceremiyorum. Ama sevdiği şeylerden bahsederken gözlerinin parlamasına bayılıyorum. Hatta tüm insanların sevdikleri şeylerden bahsederken gözlerindeki parlamaya bayılıyorum. Sırf bu yüzden anlattığı, dinlediği her şeye şans veriyor insan. Daha önce şans vermediğin her şeye önyargılarını soyunup sıfırdan bakıyorsun, hatta hoşuna gidecek şeyler buluyorsun.

İlişki keşfetmekmiş.

Onun hayata baktığı gözlerden bakabilir miyim bilmiyorum. Ben kontrolcüyümdür. O akışa bırakır her şeyi. Ben duygusalımdır, o mantıklı. Ben diğer insanlara karşı ilgiliyimdir, o umursamaz. Ama onun sayesinde artık akışına bırakan, mantıklı, hafif umursamaz bir yanım var.

İlişki kendi içinde dengeyi bulmakmış.

Ha bir de sevgiyi göstermek gerekir diye düşünüyorum, dile getirmenin kime ne zararı olabilir ki. Hem ilgiyi, sevgiyi seviyorum napayım tek çocuğum ben… (Bahaneler, bi şeyler…) Ama hiç dile getirmediği zamanlarda bile sevgisini en derinde hissedebiliyorum. Benim bile haberim yokken mouse’umun pilinin bittiğini fark edip yeni pil alıp değiştirmesinin sevgiden başka açıklaması olamaz zira. Ya da en sevmediğim yerlerimin ona çok güzel gelmesinin…

İlişki göstermediği zaman bile hissetmekmiş.

Ben sevgi ne demek, bir erkek nasıl sever önce babamdan öğrendim, o yüzden hiç “aman erkek değil mi hepsi aynı” gibi cümleler kurmadım. Hiç ilişkiye dair kötü izlenimlerim olmadı. Çünkü benim babam çok güzel sever. 🙂 Son zamanlarda ilişkiye dair öğrendiğim ne varsa da erkek arkadaşıma borçluyum. İlişki adına bildiğim her şeyi bana unutturan, kuralları baştan yazdıran bir adama. Bana hiç benzemeyen, beni en iyi anlayan adama.

14 şubat bahanesiyle biraz gönül işlerinden konuşmak istedim. Bu şıpsevdi sakızlarından bozma yazıyı da erkek arkadaşıma ithaf ediyorum… 🙂 Bu 14 şubatın hepinize önce kendinizi sonra başkalarını sevmek için bahane olmasını diliyorum. En güzel sevgileri siz deneyimleyin, en güzellerini hak ediyorsunuz çünkü.

Sevgililer gününüz kutlu olsun.


4 thoughts on “Aşkta Kuralları Baştan Yazmak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s