Bir Pazar Sabahı

sunday-morning

Uyanıyorum.

Saat 10’dan 11’e kadar güneş yatağıma vuruyor. Güneş yatağıma vurduğunda daha mutlu uyanıyorum.

Babam yatağımın başına gelmiş meyvesuyunu çocuk gibi höpürderek bu sesle beni uyandırmaya çalışıyor. Bir adam her zaman gülebilir mi? Onun yüzünden evde en büyük depresyonum 10 dakika sürüyor.

Annemin uyandırma yöntemi biraz daha sinir bozucu; uyanana kadar sesinin en tiz tonuyla en saçma şarkıları seçip söyler. Olsun, en kötü uyanışım böyle olsun… İtiraf edeyim huysuz olduğunda hiç çekilmez hatta huysuzlandı mı hemen sığınaklarımıza kapanırız. Gel gör ki tatlı olunca tadından yenmez.

Her neyse, köpük tuvaletini yapmaya çıkmış, iyi… Hava da soğuktu zaten hiç çıkasım gelmemişti. Jaluzileri kaldırıp pencereyi açıyorum; oda ışıkla ve temiz havayla doluyor. İşte şimdi pazara benzedi. Hemen bi kahve yapıp defterlerimin başına oturuyorum. Yazıyorum, yazdıkça yüzüm gülüyor. Yazmak benim meditasyonum. Ajandaya bakınca arkadaşımın doğumgünü olduğunu görüyorum. Hemen bir mesaj atıyorum bir de “seni seviyorum” diyorum. O da bana “seni çok seviyorum” diyor. Bu cümlede bir şey var, duymak da söylemek de iyileştiriyor insanı. Her zaman arkadaşlıklarını çok sağlam tutan ben bu aralar arkadaşlıktan yana biraz sıkıntı çekiyorum. (bkz) Kimine kırgınım, kimine kızgınım, bazılarını ise tamamen hayatımdan çıkardım ama yine de zamanında bana bir kere “seni seviyorum” deyip iyileştirmişlerse, bir kere gülümsetmişlerse bile hayatıma dokundukları için teşekkür etmeye değer diye düşünüyorum. Henüz affedecek kadar olmasa da teşekkür edecek kadar açılıyor kalbim, teşekkür ediyorum. Biraz rahatlıyorum.

Annem acıktıkça huysuzlaşır; kime benzediğimi yaşım geçtikçe daha iyi anlıyorum. Aman huysuzlaşmasın diye mutfağa koşuyorum, latin müzikleriyle kahvaltı hazırlıyoruz. Latin müzikleri ona yazı ve sahilleri hatırlatıyor.

Kahvaltıyı yapıp Köpük’ü sahile çıkarıyoruz. O tanımadığı bir sürü köpekle koklaşıyor, biz tanımadığımız bir sürü insanla sohbet ediyoruz. Herkes birbirine gülüyor, şakalar yapıyor. Bu sahile mutluluk spreyi falan mı sıkıyorlar? Oksijen mi kafa yapıyor?

O sırada Ulaş “ne uyumuşum yav” diye uyanıyor, kendini bilmek de bir şey. Günaydın demek için arıyorum. Sesi bile bana iyi geliyor. Ben etraftaki köpekleri anlatıp gülüyorum, o daha çok gülüyor. Bir şeylere gülmek için çok fazla nedene ihtiyacımız yok, gülmek istersek her şey bize çok komik gelebiliyor.

Eve dönüyorum. Çayımı yapıp blogun başına oturuyorum. Arka fonda sürekli “easy like sunday morning” çalıyor. Her pazar dilime dolanır, napayım…

Aman da aman. Gelsin küvetler, gitsin kitaplar.

Bugün pazar.

Ne yalan söyleyeyim,

bazen huysuzlansam da

hayatımı da pazar sabahlarını da çok seviyorum.


Fotoğraf kaynak: Pinterest

One thought on “Bir Pazar Sabahı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s