Sosyal Medyadaki Kusursuz Hayatlar

Instagram’a girip de moraliniz bozularak çıktınız mı hiç?

Evinizde oturduğunuz veya işte harıl harıl çalıştığınız bir gün Instagram’a girip herkes tatilde, herkes eğleniyor, herkes mutlu diyerek kendinizi aşağılara çektiğiniz oldu mu? Ya da o gülüp eğlenen suratları, #lifeisbeautiful , #happiness etiketlerini gördükten sonra “gerçekten mutlu muyum?” diye kendinizi sorguladığınız oldu mu?

Peki sizce gerçekten herkes o kadar mutlu mu?

Artık birçok insanın gününün yarısı günlük işlerini yaparak, diğer yarısı da sosyal medyada başkalarının fotoğraflarına, snap’lerine, story’lerine, tweetlerine bakarak geçiyor.

Eleştiriyorum sanılmasın, ben de onlardan biriyim. Son zamanlarda bunun önüne geçmeye çalışıyorum fakat herkes gibi benim de boş kaldığım, sıkıldığım ilk an elim Instagram’a veya diğer sosyal medya hesaplarına kayıyor.

Peki neden sosyal medya kullanıyoruz?

Neden bir fotoğrafımızı, gittiğimiz yeri başkalarıyla paylaşıyoruz? Bunu yakınımdakilere sormaya başladım. Bazıları büyük bir açık yüreklilikle “düşman çatlatmak için” dedi. 🙂 Bazıları “kim nerde, napmış görebilmek için” dedi. Kimisi de “güzel anlarımı paylaşmak için” diye cevap verdi. Burada yanlış veya kötü bir şey yok. Mesela ben de arkadaşlarımla iletişim içinde kalmak, kopmamak için kullandığımı düşünüyorum.

Fakat kullanma sebebi ne olur olsun, son zamanlarda gözlemlediğim bir şey var ki; sosyal medya artık bize iyi gelmiyor.

Çünkü bu işin bir tür yarışa dönmeye başladığını görüyorum. Birileri, başkalarına hayatlarının harika olduğunu göstermeye başladı. Belki gerçekten iyi anlarını paylaşmak için, belki de düşman çatlatmak için. 🙂 Harika dostluklarının fotoğrafını çekti, sevgililerinin yaptığı sürprizleri paylaştı, mükemmel makyajlı selfie’sini çekti. Sonra birçok kişi -farkında olmadan- “ben de buradayım, ben de dünyanın bir parçasıyım” demek için, hayattan, arkadaşlarından kopmamak için bu yarışa öylece dahil oldu. Ya da kendini bu yarışın içinde buldu.

Böylece sosyal medya hesapları sanal harikalar diyarlarına döndü.

Eğlenceli geceler, mükemmel saçlar mükemmel makyajlar, sevgiliyle harika tatiller, dostlar, içkiler vs…

Sizce gerçekten herkesin hayatı bu kadar kusursuz mu? Yoksa bu bir yanılsama mı?

Çok iyi anlamanızı istediğim bir şey var: Herkes eğlenceli gecelerini paylaşır, ama kimse canının sıkıldığı, evde kös kös oturduğu veya kötü geçen bir gecenin fotoğrafını çekip koymaz.

Herkes sevgilisinin aldığı hediyelerin, yaptığı jestlerin fotoğrafını çeker; fakat kimse kavga ettikleri, kalp kırdıkları bir an “Dur bi fotoğrafımı çekelim; nasıl kavga ettiğimizi görsünler.” demez.

Herkes çok güzel göründüğü bir halinin fotoğrafını paylaşır ama kimse “Of berbat görünüyorum, dur bir fotoğraf çekeyim de herkes görsün şu halimi.” de-mez!

Bu bir yanılsama!

Hepimiz sadece mükemmel anlarımızı paylaşıyoruz, bunu görenler hayatımızın sürekli bu kadar kusursuz olduğunu zannedip kendininkini yargılıyor. Evet daha mutlusu, daha mutsuzu, daha zengini, daha fakiri var. Fakat kimsenin hayatı sosyal medyanın sanal harikalar diyarındaki gibi kusursuz değil. Olmamalı da zaten. Hayatına özendiğiniz insan da sıkılıyor. Sevgilisiyle kavga ediyor. Ve o da bir başkasının hayatının mükemmel olduğunu düşünüp, bir başkasının sayfasına bakıp iç geçiriyor. 

O zaman hadi bugün sosyal medya hesaplarımızı açarken olaya bir de bu gözle bakalım.

Ve unutmayalım,

Aynıyız.

Bunlar da ilgini çekebilir:

Sevgiyi yayalım! Paylaş:
Avatar photo

Lisans eğitimini İngilizce Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Ceren, mezun olduktan sonra kurumsal firmalarda çalışma hayatına başladı. Bütünsel iyilik haline olan tutkusuyla, geniş kitlelere iyi yaşam yolculuğunda ilham olmak istedi. 2018 yılında, alanında uzman kişilerin wellness dünyasındaki bilgi ve deneyimlerini paylaştığı KİK platformunu kurdu.